Hücre zarının en önemli özelliği, canlı ve seçici – geçirgen olmasıdır.
PASİF TAŞIMA (ENERJİ HARCANMAZ)
Difüzyon (Yayılma)
Madde moleküllerinin çok yoğun olduğu ortamdan az yoğun olduğu ortama doğru yayılmalarıdır.
Difüzyon sırasında enerji harcanmaz ve canlılık şart değildir.
Bazı durumlarda difüzyona uğrayacak madde bir taşıyıcı proteinle hücreye alınabilir.
Buna ise kolaylaştırılmış difüzyon denir. Hücre zarı korundan geçebilecek maddeler; glikoz, gliserol, yağ asitleri
amino asitler, elementler,su ve bazı inorganik bileşiklerdir.
Osmoz (Suyun Difüzyonu)
Suyun seçici geçirgen bir zardan difüzyonuna denir. Osmozda da enerji harcanmaz ve canlılık şart değildir. Ancak seçici geçirgen zar bulunmak zorundadır.
Emme Kuvveti: Yoğun ortamın yoğunluğundan dolayı diğer ortamdan Su emebilme kuvvetine denir.
Osmotik Basınç: Yoğun ortama doğru hareket eden su molekülleri zardan geçebilmek için zara uyguladığı kuvvete denir.
Turgor Basınç: Yoğun olan hücrelere aşırı su geçişi sonucu dolan hücre hacminin su tutamayacağından suyun dışarı çıkmak için zara yaptığı basınca denir.
Plasmolis: Yoğun ortamlara koyulan hücrelerin zamanla su kaybederek büzülmesi olayına denir.Eğer hücre çok yoğun ortama konulursa ölebilir.
Deplazmolis:Az yoğun ortama koyulan hücrelerin zamanla su alarak şişmesi olayına denir. Hücrenin konulduğu ortam çok sulu olduğundan şişerek patlayabilir.
İzotonik Çözelti: Çözeni ve çözüneni eşit olan çözeltilerdir.
Hipertonik Çözelti: Çözeni az çözüneni fazla olan yoğun çözeltilerdir.
Hipotonik Çözelti: Çözeni fazla çözüneni az olan sulu çözeltidir.
AKTİF TAŞIMA (ENERJİ HARCANIR)
Aktif Taşıma
Maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama taşınmasına denir.
Aktif taşıma ancak canlı hücrelerde gerçekleşir. Çünkü ATP harcanır ve enzimler iş görür.
Bu olayda, taşınacak maddelerin porlardan sığabilecek kadar küçük olması gerekir.
İyonların çoğu yoğun ortamdan az yoğun ortama aktif olarak geçer.
Endositoz
Bu olaylarda da enerji harcanır.
Her iki olay hayvan hücrelerinde görülmesine karşılık, bitki hücrelerinde Endositoz görülmez.
Endositoz, pordan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin hücre içerisine alınmasıdır.
Alınan madde sıvı ise pinositoz, katı ise fagositoz adını alır.
Ekzositoz
Ekzositoz, hücre içerisinde oluşturulan enzim, hormon, çeşitli proteinler, bitkilerde reçine ve eterik yağlar, hayvanlarda mukus ve diğer büyük moleküllü salgı maddelerinin golgi yardımıyla, küçük kesecikler halinde taşınarak dışarı atılmalarına denir.
EŞEYSİZ ÜREME
İlkel yapılı canlılarda görülür. Tek bir ata canlının faaliyetiyle gerçekleşir. Üremenin temelinde mitoz bölünme bulunur. Oluşan yavru canlılar tamamen ana canlıya benzer canlılar arasında çeşitlilik bulunmaz.
1. Bölünerek Çoğalma
Bir hücreli canlılarda görülen en hızlı çoğalma biçimidir. Bakteriler, amip, öglena, paramesyum bu şekilde çoğalır.
2. Tomurcuklanarak Çoğalma
Ana canlıdan oluşan çıkıntıların zamanla gelişmesiyle yavru canlılar oluşur. Bu yavrular bağımsız ya da beraber yaşayabilir. Bira mayası, sünger, hidra ve mercanlarda görülür.
3. Sporla Çoğalma
Özel olarak üretilmiş tohum şeklindeki bir hücreli sporlarla sağlanır. Sporlar uygun şartları bulduklarında çimlenerek yeni bir canlıyı oluşturur. Çiçeksiz bitkiler, mantarlar ve sıtma etkeni olan plazmodyumda görülür.
4. Rejenerasyonla Çoğalma
Vücuttan kopan parçanın yenilenip gelişmesiyle yavru canlıların oluşmasıdır. Yassı solucan planarya, toprak solucanı ve deniz yıldızlarında görülür.
5. Çelikle ve Yumruyla Çoğalma
Bazı çiçekli bitkilerde gövde parçalarının toprakta filizlenmesi sonucu sağlanır. Söğüt, iğde, gül, üzüm, patates gibi bitkilerde görülür.
EŞEYLİ ÜREME
Gelişmiş yapılı olan canlılarda görülür. İki farklı atanın katkısıyla gerçekleşir. Cinsiyet faktörü kullanılır. Atalardan birisi erkek ve diğeride dişi cinsiyetinde olur. Üremenin temelinde mayoz bölünme ve döllenme olayları bulunur. Oluşan yavrular birbirinden ve ata canlılardan farklı karakterlerde olurlar.
Eşeyli çoğalma sonucu oluşan bireylerde çeşitlilik bulunduğu için çevre şartlarına uyma yenetekleri çok yüksektir. Daha çok çiçekli bitki, hayvan ve insanlarda görülür. Eşeyli üremede 3 temel mekanizma vardır.
• Mayoz bölünme : Sperm ve yumurtanın oluşturulmasını sağlar.
• Döllenme : Sperm ve yumurtaların birleşerek döllenmiş yumurta olan zigotun oluşmasını sağlar. Genel olarak suda yaşayan canlılarda dış döllenme; karada yaşayan canlılarda iç döllenme kullanılır.
• Gelişme : Zigotun mitoz bölünmelerle büyüyüp farklılaşarak yavru canlıyı oluşturmasıdır. Gelişmesini yumurta içinde ve vücut dışında tamamlayanlar dış gelişme; gelişmesini anne rahminde tamamlayanlar iç gelişme yaparlar.
•
Zigot:Gametlerin birleşmesi sonucu(döllenme) oluşan yapıdır. Zigottan sonraki bölünmeler mitoz bölünmedir.
Hermafroditlik:Bir organizmanın hem erkek hem de dişi eşey organlarını barındırmasıdır.
Partenogenez:Döllenmiş yumurtanın gelişerek tam teşekküllü bir bireyi oluşturmasıdır. Bu birey cinsiyet olarak erkek olup, vücut hücreleri haploit kromozom sayısına sahiptir. Döllenen yumurtalardan mutlaka dişi bireyler oluşur. Arılar ve bitki bitlerinde görülür.
Metagenez (döl almaşı) :Eşeyli üremenin ardından eşeysiz üremenin gerçekleşmesidir. Sıtma mikrobu, deniz anası, eğrelti ve karayosunlarında görülür.
İNSANDA ÇOĞALMA
İnsanın çoğalmasında, erkek ve dişi üreme sistemi kullanılır. Erkek üreme sisteminde bulunan testisler, mayozla milyonlarca spermin oluşturulmasını sağlar. Spermler küçük, kamçılı ve hareketlidir. İçerisinde 23 tane kromozom bulunur. Dişi üreme sisteminde bulunan yumurtalıklar ayda bir olmak üzere mayozla yumurtanın oluşmasını sağlarlar. Yumurtalar büyük, kamçısız ve hareketsizdir. Çekirdeğinde 23 tane kromozom bulunur.
İnsanların çoğalmasında iç döllenme ve iç gelişme olayları kullanılır. Spermler yumurtanın yumurta kanalında döllenmesini sağlarlar. Yumurta kanalında oluşan zigot hemen bölünmeye başlar. Zigotun bölünmesiyle oluşan dut şeklindeki hücre topluluğuna morula denir. Morula döl yatağına (rahim) bağlanarak yavrunun gelişmesini sağlar.
Yavru ile anne rahmi arasındaki bağlantıyı göbek bağı ve plasenta sağlar. Plasenta göbek bağının anne rahmine bağlandığı kısımdır. Burada yavru kanı ile anne kanı arasında madde alış verişi yapılır. Embriyo 9 aylık gelişim süreci sonunda doğarak anneden bağımsızlığını kazanır.
Annenin sağlıklı bir bebeğe sahip olması için; yeterli ve dengeli beslenmesi, sigara, alkol ve uyuşturucudan uzak durması, doktor kontrolünde bulunması gereklidir
HAYVANLARDA ÜREME
Üreme sistemi+boşaltım sistemi ürogenital sistem adını alır.
İç döllenme:Kara hayvanlarında görülür. Döllenme dişinin vücudu içinde olur. Bu nedenle az sayıdaki üreme hücresi tür sürekliliği için yeterlidir. Bazı canlılar suda yaşamalarına karşın, yavru sayısını koruyabilmek için iç döllenme yapabilirler (köpek balığı, lepistes)
Dış Döllenme: Suda yaşayan hayvanların çoğunda çiftleşme için herhangi bir organı genellikle bulunmadığından, sperm hücreleri dış ortama serbestçe bırakılır. Dış ortamda gerçekleşen bu döllenmeye Dış döllenme denir. .(balina, fok, yunus gibi memeliler hariç)
Balık ve kurbağalarda üreme: Dış döllenme görülür, yumurtalarında kabuk oluşmaz.
Sürüngen ve kuşlarda üreme: İç döllenme dış gelişme görülür. Embriyo gelişimini yumurta içinde tamamlar.
Memelilerde üreme:İç döllenme, iç gelişme gözlenir. Gagalı ve keseli memeliler de yavru gelişimini ana vücudu içinde gerçekleştirir, besini yumurtadan alır. Plasentalı memelilerde, emriyo dişinin uterusu(döl yatağı) içinde gelişir.
Başkalaşım(metamorfoz):Çok yumurta oluşturan bazı canlılarda yumurta içindeki besin maddesi (vitellüs) çok az olduğundan embriyo gelişimini tamamlamadan yumuırta larva halinde çıkar, dışarıda gelişerek ergin birey halini alır. Bu olaya metamorfoz denir. Kurbağalarda görülür.
VİRÜSLER
En küçük ve basit yapılı organizma olarak kabul edilir. Yapısı, kalıtsal madde ve protein kılıftan ibarettir. Kalıtsal madde, virüsün yaşamsal olayları gerçekleştirmesini ve çoğalmasını sağlar. Bazı virüslerde sadece DNA ve bazılarında da sadece RNA şeklinde bulunur. Protein kılıf, kalıtsal maddenin etrafını çevreleyen bir kılıftır. Kalıtsal maddeyi dış etkilerden korur.
Virüsler hücre zarı, sitoplazma ve enzimleri taşımadıkları için beslenme, solunum, boşaltım, büyüme, sentez, sindirim gibi aktiviteleri gerçekleştirmezler. Bu nedenle mecburi parazit olup ancak canlı bir hücreye girdiği zaman çoğalabilir. Bu durum bulaştığı canlının hastalanmasına neden olur. (Nezle, Grip, Aids, Kuduz, Hepatit gibi.)
Kendisine uygun bir hücreye girebilen virüs kalıtsal maddesiyle hücre yönetimini ele geçirir. Yeni virüsler, konak hücrenin organelleri ve sitoplazması kullanılarak üretilir.
BAKTERİLER
Virüslerden daha büyük bir hücreli mikroskobik organizmalardır. En basit hücre yapısına sahiptirler. Hücre zarı, sitoplazma, hücre çeperi ve ribozomdan oluşurlar. Çok küçük oldukları için hava ve su yardımıyla dünyanın hemen her tarafına taşınabilirler. Çoğalma hızları yüksek olup dünyada fazla ve yaygın olarak bulunurlar. Bakterilerde şu yapılar bulunabilir.
Kamçı : Bazılarında bulunur. Sulu ortamlarda bakterinin aktif hareketini sağlar.
Klorofiller : Bazılarında bulunur. Bakterilerin ışıklı ortamda fotosentez yapmasını sağlar.
Hücre çeperi : Bakterinin zar ve sitoplazmasına desteklik sağlar. Şeker - protein karışımı bir maddeden oluşur.
Bakteriler bölünerek çok hızlı bir şekilde çoğalırlar. Uygun olmayan şartlarda çevrelerine bir kapsül oluşturarak spor haline geçerler.
Şekillerine göre dört çeşit bakteri grubu bulunur;
• Yuvarlak bakteriler : Üzüm tanesi şeklindedir ve kamçı taşımazlar.
• Çubuksu bakteriler : İnce uzun şekilli bakterilerdir.
• Spiral bakteriler : Kıvrık, burgu şekilli bakterilerdir.
• Virgülsü bakteriler : Kamçıları tek ve uzun bakterilerdir.
Beslenme şekillerine göre 2 çeşit bakteri grubu bulunur.
a. Üretici bakteriler : Taşıdığı klorofilleri yardımıyla fotosentez yapar ve ihtiyaç duyduğu besinlerin üretilmesini sağlarlar.
b. Tüketici bakteriler : İhtiyaç duyduğu besinleri dışarıdan hazır olarak alan bakterilerdir. Bunların da yaşama şekillerine göre farklı tipleri bulunur.
• Çürükçül bakteriler : Canlı artık ve kalıntılarını ayrıştırarak besin ihtiyacını karşılarlar.
• Parazit bakteriler : Başka canlıların vücudunda barınarak hazır besin alır ve hastalık oluştururlar.
• Ortak yaşam bakterileri : Birlikte yaşadığı canlıyla karşılıklı madde alış verişi yaparak beslenirler.
Bakterilerin Faydaları
Çürütücü bakteriler canlı kalıntılarını parçalayarak doğal temizliğin gerçekleşmesini ve toprağın mineral oranının artmasını sağlarlar.
Maya bakterileri fermantasyon sonucu ürettiği asit ve alkolle besinlerin mayalanmasını sağlar. Turşu, içki, yoğurt oluşumu gibi.
Ortak yaşam bakterileri, Selülozun sindirilmesi, vitamin üretilmesi ve azotun tutulması gibi olaylarda birlikte yaşadığı canlıya yardımcı olur.
Bakterilerin Zararları
Patojen ve bazı zararlı bakteriler insanlarda tifo, kolera, zatürre, verem gibi hastalıların oluşmasına neden olurken, bazıları da besinlerin gıda yapısında bozulmalara neden olurlar.
PROTİSTLER
Gelişmiş hücre yapısına sahip olan bir hücreli canlılardır. Vücutları; hücre zarı, sitoplazma, organeller, çekirdek ve bazılarında hareket yapılarından oluşur. Sulu ortamlarda ve canlıların vücudunda yaşayabilirler. Çoğunluğu tüketici olup dışarıdan hazır besin alır. Tatlı sularda yaşayanlarda bulunan kontraktil kofullar fazla suyun boşaltımını sağlar. Hareket özelliklerine göre dört grubu bulunur.
a. Kamçılılar : Aktif hareketini kamçıları yardımıyla sağlarlar. Öglena türlerinde kloroplast bulunur ve fotosentezle besin üretebilirler.
b. Kök ayaklılar : Hücre şekillerini değiştirerek yalancı ayak oluştururlar. Böylece besin alma ve aktif hareketlerini gerçekleştirirler. Amip gibi.
c. Silliler : Hücreleri çevresi kısa sillerle kaplıdır. Sillerin faaliyeti hareket ve beslenmede etkili olur. Yapısında iki tane çekirdek bulunur. Paramesyum gibi.
d. Sporlular : Çoğalmasını sporlar yardımıyla sağlar. Tamamı iç parazit olup hareket yapıları yoktur. Plazmodyum türü insanda sıtma hastalığını oluşturur.
MANTARLAR
Bira mayaları haricinde çok hücreli olan canlı grubudur. Tamamı tüketici olarak beslenir. Spor üreterek çoğalırlar. Ancak çevre şartlarına göre başka üreme şekillerini yapan türleride bulunur. Hücreleri gelişmiş yapıda olup çevrelerinde şeker - protein yapısında olan hücre çeperi bulunur. Yedek besinini glikojen şeklinde depo ederler. Dört farklı grubu bulunur.
a. Küf mantarları : Sporlarının çimlenmesiyle oluşan pamuksu yapıdaki hifleriyle canlı kalıntılarını çürüterek beslenirler.
b. Şapkalı mantarlar : Sporlarının çimlenmesiyle çayır mantarlarını oluşturur. Topraktaki canlı kalıntılarını ayrıştırarak beslenir. Bir kısmı besin olarak kullanılır.
c. Maya mantarları : Tek hücreli olup tomurcuklanarak çoğalabilir. Etil alkol fermantasyonu yaparlar. Hamurun mayalanmasında etkilidirler.
d. Parazit mantarlar : Dış parazit olarak yaşarlar insan, hayvan ve bitkilerde mantar hastalıklarını oluştururlar.
ÇİÇEKLİ BİTKİLER
En gelişmiş bitki grubudur. Vücudunda bütün bitkisel organları bulundurur. Tohum ve meyve oluşturarak çoğalır. Çiçekli bir bitki dört farklı kısımdan oluşur.
1. Kök
Gövdenin toprak altındaki uzantısıdır. Bitkiyi toprağa bağlar ve dik tutar. Bitkinin ihtiyaç duyduğu su ve minarellerin topraktan alınmasını sağlar.Kök üç kısımdan oluşur.
• Ana kök: Kökün toprakta uzamasını sağlayan temel kısmıdır.
• Yan kök: Kökün toprakta yayılmasını sağlayan çıkıntı kısımlarıdır.
• Emici tüy: Kökün toprakla temasını artıran kılsı yapılardır ve kısa zamanda bol su alınmasını sağlarlar.
Kök Çeşitleri
• Kazık kök : Ana kök bir tane olup gelişmiş ve uzamıştır. Çevresinde çok sayıda yan kök bulunur. Genelde ağaçlarda bulunur. Çam, söğüt, gül gibi.
• Saçak kök : Ana kök gelişmemiş olup gövdeden çok sayıda yan kök çıkar. Genelde otsu bitkilerde bulunur. Çim, buğday, nohut gibi.
Bunlardan başka özel görevler yapan besin depolayıcı depo kökler, tırmanmayı sağlayan tutunma kökleri, gövdeyi dik tutan destek kökleri, bitkinin parazit yaşamasını sağlayan sömürme kökleri gibi kök çeşitleride vardır.
2. Gövde
Bitkinin toprak üstünde kalan organlarıdır. Yapısında dallar, iletim boruları, yapraklar, çiçekler ve tomurcuklar bulunur. Fotosentezle besin üretilmesini, besin depolanmasını ve madde iletiminin yapılmasını sağlar. Temelde iki çeşit gövde bulunur.
• Otsu gövde: Yeşil renkli,ince, yumuşak ve zayıftır. Otsu bitkilerde bulunur. Yaşam süreleri bir mevsim ya da bir yıldır. Fasulye, Buğday, Marul, Çim gibi.
• Odunsu gövde: Kahve renkli, kalın, sert ve dirençlidir. Ağaçsı bitkilerde bulunur. Yaşam süreleri uzundur. Gövde çevresinde kabuk şeklinde mantar tabakası bulunur. Gövde içinde yaşı gösteren yaş halkaları vardır. (Elma, çam, kavak, söğüt, sekoya gibi.)
Bazı bitkilerde özel görevler yapan farklı gövde çeşitleri kullanılır. Örneğin yumru gövdeler besin depolar, etli gövdeler su depolar, sarılıcı gövdeler bitkinin desteğe tutunmasını sağlar, sürünücü gövdeler toprakta uzamayı sağlar.
3. Yaprak
Dallardaki yeşil renkli yapılardır. Genelde damarlı ve geniştir. Üzerinde gaz alış verişini sağlayan stomalar (gözenekler) bulunur. Hücrelerinde çok sayıda kloroplast bulunur. Yapraklar;
– Fotosentezle besin üretme, - Solunumla oksijen ve karbondioksit değişimini sağlama,– Dökülerek katı atıkları boşaltma,
– Terlemeye su ve ısı atma, şeklinde görevleri gerçekleştirir. Bazı yapraklar bu görevlerden başka özel faaliyetlerde gerçekleştirirler. Örneğin depo yapraklar besin depolama, diken yapraklar su kaybını azaltma, kapan yapraklar böcek yakalama, sülük yapraklar gövdeyi desteğe bağlama şeklinde faaliyet yaparlar.
4. Çiçek
Bitkilerin eşeyli üremeyi sağlayan organına çiçek denir. Çiçekler genel olarak aşağıdaki kısımlardan oluşur.
• Çanak yaprak : Yeşil renkli olup içerisindeki çiçek kısımlarını dış etkilerden korur.
• Taç yaprak : Renkli ve hoş kokulu olup böcekleri çekerek tozlaşmanın yapılmasını sağlar.
• Erkek organ : Özel bölünmelerle polenlerin çok sayıda üretilmesini sağlar.
• Dişi organ : Vazo şeklinde olup yumurtaların oluşturulmasını ve döllenmesini sağlar. Çiçekli bitkilerde tohum oluşumu sırasında iki temel olay gözlenir.
a. Tozlaşma olayı : Erkek organdaki polenlerin dişi organın üst kısmına taşınmasına denir. Su, rüzgâr, kuş ve böcekler tozlaşmaya yardımcı olurlar.
b. Döllenme olayı : Polenlerin yumurtalıkta bulunan yumurtalarla birleşerek zigotu oluşturmasıdır.
Türün kromozom sayısını taşıyan zigot, mitoz bölünmelerle hızla çoğalarak tohumun oluşmasını sağlar. tohumun yapısında bulunan kabuk içindeki canlı dokuyu korur. Çenekler depoladıkları besinlerle çimleninceye kadar canlı dokuya besin sağlar. Embriyo, canlı dokuyu oluşturur ve çimlenerek bitkinin kısımlarını oluşturur.
Tohumun Çimlenmesi
Tohumun uygun koşullarda yeni bir bitkiyi oluşturmasına çimlenme denir. Çimlenmeyi sağlayan kısım embriyodur. Çimlenme embriyonun büyüme ve gelişmesiyle sağlanır. Tohumun çimlenmesi için üç temel şart gereklidir.
Sıcaklık : Canlı dokudaki hücresel olayların yapılması ve enzimlerin çalışmasını sağlar.
Su : Tohum kabuğunun çatlaması ve yeni hücrelerde sitoplazmanın oluşmasını sağlar.
Oksijen : Tohumun solunumla ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmesini sağlar.
ÇİÇEKSİZ BİTKİLER
Gelişmemiş yapılı ilkel bitkilerdir. Çoğalmalarını spor keselerini kullanarak sağlarlar. Kök, gövde ve yaprakları tam olarak gelişmemiştir. Nemli yerlerde yaşarlar ve fotosentezle besin üretirler. İki ana grubu bulunur.
1. Damarlı Olanlar
Basit yapıda kök, gövde ve yaprakları bulunur. İletim demetleriyle madde taşıması yaparlar. Döl almaşı ile çoğalırlar. Bu gruba eğrelti otu ve kibrit otları örnek verilebilir.
2. Damarsız Olanlar
Su ve kara yosunları bu gruba girer. Kök, gövde ve yaprak taşımazlar. İletim demetleri yoktur. Döl almaşıyla çoğalmalarını gerçekleştirirler.
OMURGASIZ HAYVANLAR
• Çoğunluğu sularda ve nemli bölgelerde yaşarlar.
• Hayvanların en basit bireylerini içerirler. Karada yaşayanları deri ve trake solunumu yaparken sularda yaşayanları yüzey ve solungaç solunumu yaparlar. Altı gruba ayrılarak incelenirler.
1. Süngerler
• En ilkel hayvan grubudur.
• Sularda bir yere tutunarak yaşarlar.
• Vücutlarında doku ve organ farklılaşması yoktur.
• Sudaki besin parçacıklarıyla beslenirler.
• Yumurta oluşumu ve tomurcuklanma ile çoğalırlar.
2. Sölenterler
• Vücutlarında tam bir doku ve organ farklılaşması görülmez.
• Basit bir sindirim kanalı ve ağsı sinir yapılarını taşırlar.
• Sölenterlerin üç çeşidi bulunur. Bunlar deniz adası, mercan ve hidradır.
• Yumurta üretimi ve tomurcuklanma ile çoğalabilirler.
3. Solucanlar
• Doku ve organ farklılaşması görülen ilk hayvan grubudur.
• Kasları yardımıyla aktif hareket edebilirler.
• Yumurta ile çoğalırlar.
• Derileri ince ve nemli olup deri solunumu yaparlar.
• Üç farklı çeşidi bulunur.
• Yassı solucanlar : Vücutları ince uzun ve bölmelidir. Tenya ve planarya bu gruba girer. Tenya iç parazit olup baş, boyun ve yassı halkalardan oluşur. Ağız ve sindirim kanalı yoktur. İnsan ve bazı hayvanların vücudunda barınır. Büyüme ve çoğalması için 2 farklı canlının vücudunu kullanır. Büyümek için ara konak canlının, çoğalmak için son konak canlının vücudunu kullanır. Dört çeşit tenya insan yaşamını etkiler.Tenya yavrularına keseli kurt denir ve ara konağın kaslarında bulunur.Son konağın, ara konak olan canlıyı yemesiyle son konağın vücuduna bulaşır.
• Yuvarlak solucanlar : Vücutları yuvarlak, uzun ve bölmesizdir. Tamamı iç parazittir. İnsan ve hayvanların iç organ ve bağırsaklarında barınırlar. Genelde iyi temizlenmemiş ve pişirilmemiş yiyeceklerle insan vücuduna bulaşabilir. Bağırsak solucanı, trişin, kıl kurdu gibi.
• Halkalı solucanlar : Vücutları uzun ve bölmelidir. Bağımsız olarak yaşarlar. Toprak solucanı ve sülük bu gruba girer. Toprak solucanları toprakla birlikte aldığı organik besinleri yiyerek beslenir. Faaliyetleri sırasında toprağın havalanmasını, nemlenmesini, gübrelenmesini sağlar. Vücudun kopmasıyla rejenerasyon yapıp çoğalabilir.
4. Yumuşakçalar
• Su ve nemli topaklarda yaşarlar. Vücutları nemlidir.
• Karada yaşayanları deri suda yaşayan solungaç solunumu yapar.
• Vücutları çevresinde kavkıları bulunur.
• Ahtapot, midye, salyangoz, mürekkep balığı bu gruba girer.
5. Eklem Bacaklılar
En fazla türe sahip olan hayvan grubudur. Vücutları çevresinde kitin yapılı dış iskelet bulunur. Karada yaşayanları trake ve suda yaşayanları solungaç solunumu yapar. Dört çeşit alt grupta incelenir.
• Böcekler : Vücutları baş, göğüs ve karın kısımlarından oluşur. Yumurtayla çoğalırlar. Büyüme ve gelişmeleri sırasında başkalaşım geçirirler. Kelebek, Karınca, Arı, Çekirge, Karasinek gibi.
• Çok ayaklılar : Her vücut halkasından bir çift ayak çıkar. Kırkayak ve çiyan gibi.
• Örümcekler : Anten ve kanat taşımazlar. Akrep, bit, pire, kene, örümcek gibi.
• Kabuklular : Eklem bacaklıların suda yaşayan grubudur. Yengeç, istakoz, karides gibi.
6. Derisi dikenliler
• Vücut üzerinde dikensi sert çıkıntılar korunmayı sağlar.
• Tamamı sularda yaşar.
• Solungaçlarıyla solunum yaparlar.
• Deniz yıldızı, deniz kestanesi, deniz hıyarı gibi canlılar bu gruba girer.
OMURGALI HAYVANLAR
• Vücutlarında kemik ve kıkırdaktan yapılmış iç iskeletleri bulunur.
• En gelişmiş canlı grubudur.
• Doku ve organ gelişimi en yüksek derecede bulunur.
• Vücutlarında özel görevler yapan sistemler bulunur.
• Hepsi eşeyli yollarla çoğalırlar. Böbrekleriyle boşaltım yaparlar. Omurgalılar beş ayrı grupta toplanırlar.
1. Balıklar
• Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar.
• Solungaç solunumu yaparlar.
• Yüzgeçleriyle hareket ederler.
• Vücutları koruyucu olan pullarla kaplıdır.
• Kalpleri bir kulakçık ve bir karıncık olarak iki odacıklıdır.
• Kalpleri, vücuttaki kirli kanı toplayıp solungaçlara gönderir. Bu nedenle kalpte sadece kirli kan bulunur.
• Soğuk kanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları suya bağlıdır. Kış uykusuna yatmazlar.
• Dış döllenme ve dış gelişmeyle yumurta üreterek çoğalırlar. Köpek balığı, Hamsi, Kefal, Alabalık, Palamut bu gruba girer.
2. Kurbağalar
• Derileri ince ve nemli olan canlılardan oluşur. Su kenarlarında yaşarlar.
• Yavruyken solungaç, erginken deri ve akciğer solunumu yaparlar.
• Arka ayakları uzun olup perdelidir. Sıçramasını ve suda yüzmesini sağlar.
• Dilleri uzun ve yapışkanlıdır. Çoğunlukla böcekleri tutarak beslenirler.
• Kalpleri iki kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Vücuttan gelen kirli kan ile akciğerden gelen temiz kan karıncıkta karışır. Vücuda karışık kan gönderilir. Yeterli enerjiyi üretemediği için soğuk kanlıdırlar.
• Dış döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurtayla çoğalırlar.
• Büyümeleri sırasında larvaları başkalaşım geçirir ve erginleşir.
• Kuyruklu ve kuyruksuz kurbağa olarak adlandırılan türleri bulunur.
3. Sürüngenler
• Gövdelerine oranla kol ve bacakları zayıf olduğu için karınları üzerinde sürünürler.
• Vücut çevresi pullarla kaplıdır.
• Akciğerleriyle solunum yaparlar. Kalpleri üç odalı olup iki kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Karıncıkta bulunan yarım perde kirli ve temiz kanın karışmasını azda olsa engeller.
• Vücutta karışık kan dolaşır ve soğuk kanlı canlılardır.
• İç döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurtayla çoğalır. 4 farklı alt grubu bulunur.
• Kertenkeleler : Bazı türleri uzun ve hareketli olan kuyruklarını düşmanlarından kaçmak için kopartabilirler. Kopan kuyruk zamanla rejenerasyonla onarılır.
• Yılanlar : Kol ve bacakları yoktur. Kıvrılarak hareket ederler. Zehirli olanlar dişleriyle avlarını etkisiz hale getirirler. Hayvanları yutarak beslenirler. Büyümeleri sırısında derilerini değiştirirler.
• Kaplumbağalar : Vücut çevresinde bağa denen sert ve kalın bir kabuk korunmasını sağlar.
• Timsahlar : Ekvatoral kuşakta yaşarlar. Kış uykusuna yatmazlar. Üst çenesini hareket ettiren tek omurgalı grubudur. Kalpleri dört odacıklıdır. Vücutlarında karışık kan dolaşır. Su kenarlarında yaşarlar.
4. Kuşlar
• Vücutları tüylerle kaplıdır. Tüyler uçmayı ve vücut sıcaklığının korunmasını sağlar.
• Akciğer solunumu yaparlar. Ağız uçları gaga şeklindedir. Ağızlarında diş bulunmaz. Dişin görevini sindirim kanalındaki taşlık organı yapar.
• Kalpleri dört odacıklı olup, sağ tarafta kirli, sol tarafta ise temiz kan bulunur. Vücutta temiz kan ve kirli kan ayrı ayrı dolaşır. Sıcak kanlı canlılardır.
• Oluşturdukları yavrularına bakarlar. İç döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurta oluşturarak çoğalırlar. Beslenme ve yaşama şekline göre yırtıcı, tırmanıcı, ötücü, uçamayan, suda yüzebilen türleri bulunur.
5. Memeliler
Vücutları kıl ve ter bezleriyle kaplı olan canlı grubudur. En gelişmiş canlı grubu olup akciğer solunumunu yaparlar. Yeryüzünde ortam adaptasyonları (uyum yetenekleri) en yüksek olan canlılar olup hemen hemen her yerde bulunabilirler.
Kalpleri dört odacıklı olup kirli ve temiz kan karışmaz. Vücutlarında temiz kan dolaşır. Sıcak kanlı canlılardır. Kış uykusuna yatmazlar. İç döllenme ve iç gelişme şeklinde yavrularını belli bir hamilelik sürecinden sonra doğurarak çoğalırlar. Doğan yavrularını sütle besleyerek yetiştirirler. Yavruların bakım ve korunmasını sağlarlar. Beslenme ve yaşama şekline göre altı çeşidi bulunur.
• Otçul memeliler : Besinlerini bitkisel kaynaklardan alırlar. Geviş getirenlerinin mideleri 4 odalıdır ve bağırsakları uzundur. Keçi, koyun, inek gibi.
• Etçil memeliler : Besinlerini hayvansal kaynaklardan alırlar. Ağız ve ayak yapıları yırtıcı özelliktedir. Aslan, kurt, çakal gibi.
• Etçil - otçul memeliler : Besin kaynağı olarak et ve ot kullanabilen canlılardır. Ayı, fare, kedi, köpek gibi.
• Kemirici memeliler : Bitkilerin kök, gövde ve tohumlarını kemirerek beslenirler. Tavşan, sincap, fare gibi.
• Uçan memeliler : Kollarını gövdeye bağlayan pelerin şeklindeki deriyle uçarlar. Yarasa gibi.
• Yüzen memeliler : Kol ve bacakları yüzgeç şeklinde olup su ortamında hareket ederler. Balina, yunus, fok gibi.
SİNİR SİSTEMİ
Organların çalışmasını hızlı, etkili ve elektriksel yollarla düzenleyen yapılardan oluşur. Sinir sistemi sinir telleri yardımıyla tüm vücuttaki olayları denetler ve düzenler. Özelliğine göre 2 kısımdan oluşur.
1. Merkezi Sinir Sistemi
Sinir sisteminin yönetici ve denetleyici kısmıdır. Kafatası ve omurga içindeki sinirsel organlardan oluşur.
a. Beyin: Kafatası içerisindeki en büyük sinirsel organdır. Yüzeyi girintili çıkıntılı olup iki yarım küreden oluşur. Beyinle kafatası arasında bulunan 3 katlı zar beyni sarsıntılardan ve darbelerden korur. Yapısında milyarlarca sinir hücresi ağ şeklinde bulunur. Beyin yardımıyla insan vücudunda;
– Duyu organlarından gelen uyarılar değerlendirilir.
– Problem ve olaylar düşünülür, çözülür.
– Öğrenme faaliyeti ve hafıza olgusu sağlanır.
– Acıkma, susama, uyku, uyanıklık düzenlenir.
– Kan basıncı ve vücut sıcaklığı düzenlenir.
– Hormonların salgılanma zamanı belirlenir.
b. Beyincik : Yapısı beyne benzer ve küçüktür. İki yarım küreden oluşur. Kafatasının arka alt tarafında bulunur. Beyin, iç kulak ve iskelet kaslarıyla bağlantılıdır. Beyincik yardımıyla insan vücudunda;
– Kol ve bacaklardaki kasların birbiriyle uyumlu çalışması sağlanır.
– Kol ve bacaklardaki kasların çalışma derecesi düzenlenir.
– Aktif hareketin dengeli olması sağlanır.
c. Omurilik soğanı : Yüzeyi düz olup soğana benzer bir şekle sahiptir. Boynun üst kısmında bulunur. İstem dışı çalışan iç organları yönetir.
Omurilik soğanı yardımıyla insan vücudunda;
– Solunum sisteminin çalışması düzenlenir.
– Dolaşım sisteminin çalışması düzenlenir.
– Boşaltım sisteminin çalışması düzenlenir.
– Sindirim sisteminin çalışması düzenlenir.
d. Omurilik : Sırtdaki omurga içerisinde bulunur. Yüzeyi düz olup sinir kordonunundan oluşur. Kafatası organları ile vücut organları arasındaki bağlantıyı sağlar.
Omurilik yardımıyla insan vücudunda;
– Beyinle organlar arasında bilgi iletimi sağlanır.
– Refkles davranışlarının oluşması düzenlenir.
Refleks : Vücuda yapılan ani ve güçlü etkilere karşı vücudun aynı şekilde tepki göstermesidir. İstemsiz olarak yapılır. Vücudu koruyucu özelliğe sahiptir. Kazanılma şekline göre 2 çeşidi bulunur.
• Doğuştan kazanılan (kalıtsal) refleks : Genlerle ilgili olup nesilden nesile aktarılır. Her insanda aynı şekilde bulunur.
– Doğan çocuğun emme hareketi
– İğne batan parmağın çekilmesi
– Gürültülü sesten ürkme
– Göz bebeğinin büyüyüp küçülmesi
• Sonradan kazanılan (şartlı) refleks : Doğumdan sonra deneyimlerle ve öğrenme sonucu kazanılır. Nesilden nesile aktarılmaz.
– Limon görünce ağzının sulanması
– Örgü örme, dans etme, yüzme davranışları
– Bisiklet ve araba sürme davranışları
2. Çevresel Sinir Sistemi
Vücudu ağaç kökü şeklinde saran sinir liflerinden oluşur. Merkezi sinir sistemi ve vücut organları arasındaki sinirsel iletimi sağlar.
Sinirlerin Yapı ve Özellikleri
Sinir dokusunu oluşturun hücrelere nöron denir. Milyarlarca nöron insan vücudunu ağ gibi sararak yönetimi sağlarlar. Nöronlar görevleri için aşırı farklılaşmış olup bölünme yetenekleri yoktur. Çalışmaları sırasında bol miktarda enerji harcarlar. Nöronların şekilleri benzer olup 3 kısımdan oluşurlar.
Dendrit : Kısa ve çok sayıda olan uzantılardır. Çevreden aldıkları uyarıları aksona taşırlar.
Akson : Uzun ve bir tanedir. Dendritten aldığı uyarıları hedefi olan organa doğru taşır.
Gövde : Nöronun çekirdek ve organellerinin bulunduğu sitoplazma kısmıdır. Hücredeki hayatsal olayları gerçekleştirir.
Miyelin kılıf : Bazı nöronlarda, aksonların çevresiyle yalıtımını sağlayarak uyartıların daha hızlı taşınmasını sağlar.
Uyarı : Nöronları etkileyen çevresel değişmelerdir.
Uyartı (İmpuls) : Uyarılar etkisiyle nöronlarda oluşan elektiriksel ve kimyasal değişmelerdir. İnsan vücudunda görev ve taşınan bilginin farklılığına göre 3 çeşit sinir hücresi kullanılır.
• Duyu nöronu : Uyarıları duyu organlarından merkezi sinir sistemine taşır.
• Motor nöron : Merkezi sinir sisteminden organlara doğru emir taşır.
• Ara nöron : Merkezi sinir sistemini oluşturur.
Uyarı ve emirler sinirler üzerinde uyartılar şeklinde taşınırlar. Taşınma hızları sabit olup oluşma miktarları değişebilir. Uyartılar nöronlar üzerinde iyonlar yardımıyla elektriksel; Nöronlar arasında hormonlar yardımıyla kimyasal olarak taşınır.
Nöronlar birbirine bağlandığı bölgelere sinaps denir. Sinapslar bir nöronun aksonuyla diğerinin dendriti arasında kurulur.
Uyartılar sinapslar üzerinde salgılanan özel hormonlarla taşınır. Böylece uyartının hangi yolu takip ederek hangi organa ulaşacağı belirlenir.
HORMON SİSTEMİ
Organların çalışmalarını yavaş, zayıf ve uzun süreli olarak etkileyen sistemdir.
Organların çalışmasını ürettiği hormonlar yardımıyla düzenler.
Üzerinde özel mesaj taşıyan protein ve yağ yapılı maddelere hormon denir.
Hormonlar özel salgı bezlerinde üretilirler.
İhtiyaç anında belli miktarda salgılanıp kanla tüm vücuda yayılırlar.
Hormonlar belirli orgaların çalışmasını bir süre etkiler.
Hormonların az ya da aşırı miktarda salgılanması hastalık oluşmasına etkide bulunur.
Her bir hormonun yapı ve etkisi birbirinden farklıdır. İnsanda hormon üreten organlar ve görevleri birbirinden farklıdır.
1. Hipofiz Bezi
Beynin alt kısmında bulunan küçük bir bezdir. Sinir sistemi ile hormonal sistem arasındaki bağlantıyı sağlar. Çok çeşitli hormonları salgılar ve vücudu yönetir. Hipofiz bezi yardımıyla insan vücudunda;
– Diğer salgı bezlerinin çalışması yönetilir.
– Yaşa uygun büyüme ve gelişme sağlanır.
– Vücutta tutulacak su miktarı belirlenir.
– Damarlardaki kan basıncının kontrolü sağlanır.
– Doğum öncesi süt bezlerinin gelişmesi sağlanır.
– Sperm ve yumurta üretiminin düzenlenmesi sağlanır.
2. Epifiz Bezi
Beyin yarım kürelerinin arasında bulunur. Çalışması ışık miktarından etkilenir. Epifiz bezi yardımıyla canlılarda;
– Ergenlik dönemine kadar eşeysel gelişme önlenir.
– Günlük uyku, uyanıklık peryodu düzenlenir.
– Hayvanların mevsimsel üreme davranışları düzenlenir.
3. Tiroit Bezi
Gırtlağın sağında ve solunda bulunur. İki parçalı olup iki çeşit hormon salgılar. Tiroit bezi yardımıyla insan vücudunda;
• Tiroksin hormonu salgılanır. Bu hormon hücrelerdeki enerji üretim hızını etkiler. Besin ve oksijen kullanımını artırır.
• Kalsitonin hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki kalsiyum ve fosfat miktarını düzenler. Kemiklerin sertleşmesini sağlar.
4. Böbrek Üstü Bezi
Vücudun arka tarafında bel hizasında bir çift olarak bulunur. Böbreğin üzerinde bağımsız olarak çalışır. İki çeşit hormon salgılar. Böbrek üstü bezi yardımıyla insan vücudunda;
• Adrenalin hormonu salgılanır. Bu hormon korku, çoşku, heyecan, öfke anlarında metabolizmanın hızlanmasını sağlar.
• Aldosteron hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki mineral oranını ayarlar. Fazlasının idrara geçmesini sağlar.
5. Pankreas Bezi
Hem hormon hem de sindirim enzimi üretebilen karma bir bezdir. Midenin hemen altında bulunur. İki çeşit hormon salgılar ve kan şekeri seviyesinin sabit değerde kalmasını sağlar. Pankreas yardımıyla insan vücudunda;
• Glukagon hormonu salgılanır. Bu hormon hücrelerde depolanmış glikojenin eritilerek kana geçmesini ve kan şekerinin artmasını sağlar.
• İnsülin hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki şekerin hücrelere geçerek depolanmasını ve kan şekerinin azalmasını sağlar.
6. Eşey Bezleri
Cinsiyetle ilgili olup erkeklerde testis, dişilerde yumurtalık şeklinde bulunur. Bazı eşey karakterlerinin oluşması ve üreme faaliyetinin yapılmasını sağlar. Eşey bezleri yardımıyla insan vücudunda;
– Sperm ve yumurta hücrelerinin üretimi sağlanır.
– Erkek ve dişilerde ilgili cinsiyet karakterlerinin oluşması sağlanır.
DUYU ORGANLARI
A. GÖZ
Cisimleri görmeyi sağlayan duyu organıdır. Cisimlerden gelen ışığı algılayarak beyne iletir. Böylece cisimlerin uzaklığı, şekli, rengi, büyüklüğü algılanır. Göz evinde bulunan gözün çevresinde koruyucu organlar bulunur. Kaşlar terin göze ulaşmasını önler, kirpikler tozların göze ulaşmasını önler, göz kapakları gözün dış kısmını temizler, göz yaşı gözün dış kısmını yıkar.
Göz yuvarlağı ortadan kesildiğinde, üç tabakadan oluştuğu ve görme yapılarını taşıdığı görülür.
1. Sert Tabaka
Bağ dokudan oluşur ve beyazdır. Sık dizilimde hücrelerden oluşur. Göze yuvarlak şeklini ve direnç kazandırır. Böylece gözdeki iç ve dış basıncı dengeler. Gözün ön tarafındaki saydam tabakayı oluşturur.
Saydam tabaka (kornea) : İnce ve esnek olup ışığın kırılarak göze girmesini sağlar. ince kenarlı mercek gibi davranır ve göze gelen ışığı göz bebeğinde toplar.
2. Damar Tabaka
Orta tabakadır. Bol miktarda kan damarı taşır. göz yapılarının beslenmesini sağlar. Göz boşluğuna bakan yüzeyi siyah maddelerle kaplıdır. Böylece göz içinin karanlık odaya dönüşmesini sağlar. Karanlık oda göze giren ışığın yansımasını önler. Bu tabaka farklılaşarak iris, göz bebeği, mercek ve mercek kaslarını oluşturur.
İris : Düz kaslardan oluşan renkli yapıdır. Göze siyah, kahverengi, yeşil, mavi gibi özel renkleri kazandırır. Işık miktarına göre kasılır. Göze girecek ışığı ayarlar.
Göz bebeği : İrisin ortasındaki açıklıktır. Işığın merceğe ulaşmasını sağlar.
Mercek : Canlı, esnek ve ince kenarlıdır. İncelip kalınlaşarak gözün uzak ve yakına uyumunu sağlar.
Mercek kasları : Bakılan mesafelere göre merceğin şeklini değiştirir.
3. Ağ Tabaka (Retina)
En içte bulunan tabakadır. Ağ şeklinde göz içini astarlamıştır. Üzerinde ışığı alan duyu almaçları bulunur. Işığın kırılmaları sonucu oluşan görüntüyü alarak göz sinirine aktarır. Farklılaşmasıyla sarı benek ve kör nokta oluşur.
Sarı benek : Görme düzleminin tam karşısında bulunur. Üzerinde yoğun olarak da duyu almacı taşır. Görüntünün en net olarak algılandığı yerdir.
Kör nokta : Üzerinde almaç taşımadığı için görüntü alınmasında etkili değildir.
Görme Olayı
Cisim ---- Işık ışınları ---- Kornea --- Göz bebeği --- Mercek --- Ağ tabaka ----Sarı benek --- Ters görüntü -- Almaç ---Sinirler --- Beyin ----- Değerlendirme
Göz Kusurları
Gözün normal görüşünü etkileyen yapısal ve işlevsel bozukluklarına göz kusurları denir. Görüntünün bulanık ya da bazı renklerin alınamaması şeklinde etkili olur.
• Miyopluk : Göz yuvarlağının uzaması ve merceğin kırığının artmasıyla oluşabilir. Uzağın bulanık, yakının net görülmesini sağlar. Kalın kenarlı mercekle düzeltilir.
• Hipermetropluk : Göz yuvarlağının kısalması ve merceğin kırılıcığının azalmasıyla oluşabilir. Uzağın net, yakının bulanık görülmesini sağlar. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
• Astigmatlık : Işığı kıran kornea ve merceğin pürüzlenmesiyle oluşur. Yakının ve uzağın bulanık görülmesini sağlar. Silindirik mercekle düzeltilir.
• Presbitlik : Merceğin esnekliğini kaybetmesiyle oluşur. Uzağın net, yakının bulanık görülmesini sağlar. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
• Kataraktlık : Merceğin saydamlığını kaybetmesiyle oluşur. Cisimlerin eksik görülmesine neden olur. Ameliyatla düzeltilebilir.
• Şaşılık : Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların bozulmasıyla oluşur. ameliyatla düzeltilebilir.
• Renk körlüğü : Kalıtsaldır. Nesilden nesile aktarılır. Kırmızı ve yeşil renkler algılanamaz. Tedaviside yoktur.
B. KULAK
Sesleri algılayan işitme duyu organıdır. ses, maddelerin titreşmesi sonucu oluşur. Hava moleküllerinin üzerinde çevreye yayılır. Kulak, ses titreşmelerinin yönünü, derecesini ve özelliğini algılayarak sinirlere aktarır. Kulak dıştan içe doğru 3 farklı kısımdan oluşur.
1. Dış kulak
Ses titreşmelerini alarak kulak zarına taşır. Kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur.
Kulak kepçesi : Sesi toplar ve kulak yoluna verir.
Kulak yolu : Havadaki toz ve mikropların kulak içine girmesini önler.
2. Orta Kulak
Ses titreşmelerini düzenleyerek oval pencere zarına aktarır. kulak zarı, kulak kemikleri ve östaki borusundan oluşur.
Kulak zarı : İnce ve esnektir. Ses dalgaları etkisiyle titreşerek uyarıları çekiç kemiğine aktarır.
Çekiç - örs - üzengi kemikleri : Çevresinde kaslar bulunan özel kemiklerdir. Ses titreşimlerinin derecesini ayarlar. Fazlaysa azaltır, azsa yükseltirler.
Östaki borusu : İşitmeyle ilgisi yoktur. Orta kulağı ağız boşluğuna bağlar. Çok gürültülü ses ve basınçlarda kulak zarının iç ve dış kısmındaki hava basıncını dengeler.
3. İç Kulak
Uyarıların sinirlere aktarıldığı yerdir. salyangoz, dalız, oval pencere ve yarım daire kanallarından oluşur.
Dalız : İçi sıvı dolu yoldur. Ses titreşimlerini sıvı dalgası şeklinde salyangoza iletir.
Salyangoz : İki buçuk kez kıvrımlı olup, kıvrımların sonundaki almaç ve sinirler titreşimleri algılarlar. Son kısmında esnek zar ve duyu almaçlarının bulunduğu yere korti organı denir. Korti organı ses titreşimlerini alarak duyu sinirlerine aktarır.
Yarım daire kanalları : İşitmeyle ilgisi yoktur. Birbirine dik olan 3 yarım kanaldan oluşur. Kanalları yardımıyla vücudun duruşunu beyinciğe bildirir. Böylece dengeye yardımcı olur.
C. DİL
Yenilen besinlerin tadını algılar. Yapısında çizgili kaslar bulunur. İstemsiz ve istemli olarak çalışabilir. Üzerinde kabartılar şeklinde tat tomurcukları bulunur. Bu tomurcukların üzerinde çok sayıda duyu almacı ve sinir bulunur. Dil üzerinde 4 çeşit almaç bulunur. Bu almaçlar tatlı, tuzlu, ekşi ve acıyı algılar.
Bu almaçlar dilin her tarafında bulunmakla beraber bazı kısımlarda yoğunlaşmıştır. Bu nedenle dilin ucu tatlıyı, arkası acıyı, ön yan tuzluyu ve arka yan kısımlar ekşiyi daha iyi algılar. Almaçların çalışabilmesi için tat moleküllerinin tükürükte erimesi gereklidir.
D. BURUN
Koku alma duyu organıdır. Nefesle alınan havadaki koku taneciklerini algılar. İçerisinde kıllar, mukus tabakası, kemik kıvrımlar ve kılcal damar tabakası bulunur.Burun alınan havanın temizlenmesini, ısıtılmasını, nemlendirilmesini ve kokusunun alınmasını sağlar.
Uçucu olan koku maddeleri burun içindeki mukus sıvısında eriyerek almaç ve sinirleri uyarır. Buradaki almaçlar aşırı ve uzun süreli uyarımlardan dolayı koruyucu olarak yorulma özelliğine sahiptir.
E. DERİ
Vücut çevresini örten ince, esnek ve canlı bir dokudur. Hücreleri sık dizilimli olup çok farklı görevleri yapabilir. İki tabakadan oluşur.
• Üst deri : Derinin en dış kısmıdır. Dış ortamla etkileşim halindedir. İki kısımdan oluşur.
Ölü kısım (Korun) : Protein tabakasından oluşur. Yabancı maddelerin vücuda girmesini önler.
Canlı kısım (Malpigi) : Deriye özel renk kazandırır. Ölü tabakanın sürekli olarak yenilenmesini sağlar.
• Alt deri : Derinin beslenmesini, uyarıları almasını, kılların oluşmasını sağlayan kısımdır.
DESTEK ve HAREKET SİSTEMLERİ
İnsanların yer ve yönlerini değiştirmelerine hareket denir. Hareketi sağlayan organlar hareket sistemini oluşturur. Destek ve hareket sisteminin oluşmasında kemikler, kaslar ve eklemler kullanılır.
1. İskelet
Kemiklerin birleşmesiyle oluşan yapıya iskelet denir. İnsan iskeletinde 210 civarında kemik bulunur. İskeleti oluşturan kemikler eklemlerle birbirine bağlanırlar. İskelet insan vücudunda;
– Genel şeklini kazandırır.
– Aktif hareketi sağlar.
– İç organlara desteklik sağlar.
– Merkezi sinir sistemini dış etkilerden korur.
– Kan hücrelerini üretir ve mineral depolar.
İnsan iskeleti özelliğine göre 3 kısımdan oluşur.
a. Baş iskeleti : Kafatası kemiklerini oluşturur. Beyin ve beyinciği dış etkilerden korur. Çene kemikleriyle beslenmeyi sağlar. Yapısında yüz, elmacık, burun, çene ve şakak kemikleri bulunur.
b. Gövde iskeleti : Vücudun karın ve göğüs kısımlarını oluşturur. İç organları tutar. Kalp ve akciğeri korur. Yapısında omurga, kaburga, kürek, köprücük, göğüs kemikleri bulunur.
c. Üye iskeleti : Kol ve bacakların oluşmasını sağlar. Aktif hareket ve ellerin oluşmasında etkili olur. Uyluk, kaval, baldır, pazu, dirsek, parmak kemiklerinden oluşur.
Şekil ve büyüklüğüne göre 4 çeşit kemik bulunur.
• Kısa kemik : Eni boyuna yakın olan kemiklerdir. El ve ayaklardaki parmak ve bilek kemikleri bu gruba girer.
• Uzun kemik : Boyu eninden uzun olan kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunur.
• Yassı kemikler : Yüzeyi geniş, levha şeklindeki kemiklerdir. Kafatası, kaburga, kürek, köprücük, çene kemiği bu gruba girer.
• Düzensiz şekilli kemikler : Belli bir şekle sahip olmayan omurlar bu gruba girer.
Kemiğin Yapısı
Kemiklerin enine kesilmesi durumunda farklı yapı ve özelliklerdeki kısımlardan oluştuğu görülür. Yapısında kemik zarı, sert kemik dokular, süngersi kemik doku, kemik kıkırdağı, sarı ilik ve kırmızı ilik bulunur.
Kemik zarı (periost) : Kemiğin dışında bulunur. Kemiğin beslenmesini, büyümesini, (kalınlaşmasını) ve onarılmasını sağlar.
Kemik kıkırdağı : Kemiğin uç kısmında bulunur. Kemiğin boyuna uzaması ve eklemlerin oluşmasını sağlar.
Sert kemik dokusu : Mineral oranı fazla olan sıkı dizilimli kısımdır. Kemiğe direnç ve şekil kazandırır.
Süngersi kemik dokusu : Kemik içerisinde oyuk şeklinde boşluklar oluşturur.
Sarı ilik : Yağ depolanmasında etkili olur.
Kırmızı ilik : Alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarının üretilmesini sağlar.
2. Eklemler
İskeleti oluşturan kemiklerin birbirine bağlanmasını sağlayan yapılara eklem denir. Kemiklerin hareket yeteneğine göre 3 çeşidi bulunur.
a. Oynamaz eklemler : Bağladığı kemiklerin hareket etme yeteneği yoktur. kemikleri tamamen birleştirmiştir, Kafatası ve kalçada bulunur.
b. Yarı oynar eklemler : Kemiklerin kısıtlı ve dar açıda hareket etmesini sağlar. Omurgadaki eklemler gibi.
c. Oynar eklemler : Kemiklerin farklı şekil ve açıda hareketine imkan sağlar. Kol ve bacaklardaki eklemler bu gruba girer.
3. Kaslar
Uzayıp kısalma şeklinde, şeklini değiştirebilen hücrelerden oluşurlar. Yapısında, kas dokunun hücreleri demet şeklinde bulunur. Kasların kasılıp gevşemesi sinirlerin uyarılarıyla gerçekleşir. Çalışmaları sırasında bol miktarda enerji harcarlar. İnsan vücudundaki kaslar;
– Aktif hareketi sağlar.
– Bazı iç organlara hareket yeteneği kazandırır.
– Kalbin çalışmasını sağlar.
– Konuşmanın gerçekleşmesini sağlar.
– Yedek enerji depolanmasını sağlar.
Kasların kasılması sırasında kısalma, şişme, sertleşme ve kalınlaşma gerçekleşir. Kol ve bacaklardaki kemiklerin çalışması sırasında ön ve arkada birbirine zıt çalışan kaslar bulunur. Bu zıt (açıcı ve bükücü) kasların kasılıp gevşemesiyle kol ve bacaklardaki bükülme ve gerilmeler gerçekleşebilir.
BESİNLER ve SİNDİRİM SİSTEMİ
A. BESİNLERİN ÖZELLİKLERİ
Canlıların temel özelliklerinden birisi de beslenmedir. Besin maddelerinin üretilerek ya da dışarıdan alınarak vücutta kullanılmasıyla gerçekleşir. Beslenmede kullanılan maddelere besinler denir. Besinler canlı vücudunun büyümesinde, onarılmasında ve yaşamın düzenlenmesinde etkili olur. Üretici canlılar kendi besinlerini yaparken, tüketici olanlar dışarıdan hazır olarak alırlar. Tüketici canlıların kullandığı besinler 2 grupta bulunur.
a. Bitkisel besinler : Bitkilerin vücudunu oluşturan yaprak, meyve, tohum, kök gibi kısımlardır.
b. Hayvansal besinler : Hayvanların vücudu ve faaliyetiyle oluşurlar. Et, süt, yumurta, bal, yoğurt, peynir bu gruba girer. Kimyasal yapılarına ve özelliklerine göre besin maddeleri 2 alt grupta incelenir.
Organik besinler : Canlı hücrelerde, biyolojik reaksiyonlar sonucu üretilirler. Protein, yağ, şeker, vitamin gibi.
İnorganik besinler : Toprak üzerinde ve içinde doğal olarak bulunurlar. Su, mineraller gibi.
Besin maddeleri canlı vücudunda kullanıldığı görevlere göre 3 grupta incelenir.
• ENERJİ VERİCİ-karbonhidratlar-yağ-protein
• YAPICI-ONARICI-karbonhidrat-yağ-protein-su-mineral
• DÜZENLEYİCİ-protein-vitamin-su-mineral
1. Karbonhidratlar (Şekerler)
C, H, O elementlerinin birleşmesiyle oluşur. Fotosentez
Hücre zarının en önemli özelliği, canlı ve seçici – geçirgen olmasıdır.
PASİF TAŞIMA (ENERJİ HARCANMAZ)
Difüzyon (Yayılma)
Madde moleküllerinin çok yoğun olduğu ortamdan az yoğun olduğu ortama doğru yayılmalarıdır.
Difüzyon sırasında enerji harcanmaz ve canlılık şart değildir.
Bazı durumlarda difüzyona uğrayacak madde bir taşıyıcı proteinle hücreye alınabilir.
Buna ise kolaylaştırılmış difüzyon denir. Hücre zarı korundan geçebilecek maddeler; glikoz, gliserol, yağ asitleri
amino asitler, elementler,su ve bazı inorganik bileşiklerdir.
Osmoz (Suyun Difüzyonu)
Suyun seçici geçirgen bir zardan difüzyonuna denir. Osmozda da enerji harcanmaz ve canlılık şart değildir. Ancak seçici geçirgen zar bulunmak zorundadır.
Emme Kuvveti: Yoğun ortamın yoğunluğundan dolayı diğer ortamdan Su emebilme kuvvetine denir.
Osmotik Basınç: Yoğun ortama doğru hareket eden su molekülleri zardan geçebilmek için zara uyguladığı kuvvete denir.
Turgor Basınç: Yoğun olan hücrelere aşırı su geçişi sonucu dolan hücre hacminin su tutamayacağından suyun dışarı çıkmak için zara yaptığı basınca denir.
Plasmolis: Yoğun ortamlara koyulan hücrelerin zamanla su kaybederek büzülmesi olayına denir.Eğer hücre çok yoğun ortama konulursa ölebilir.
Deplazmolis:Az yoğun ortama koyulan hücrelerin zamanla su alarak şişmesi olayına denir. Hücrenin konulduğu ortam çok sulu olduğundan şişerek patlayabilir.
İzotonik Çözelti: Çözeni ve çözüneni eşit olan çözeltilerdir.
Hipertonik Çözelti: Çözeni az çözüneni fazla olan yoğun çözeltilerdir.
Hipotonik Çözelti: Çözeni fazla çözüneni az olan sulu çözeltidir.
AKTİF TAŞIMA (ENERJİ HARCANIR)
Aktif Taşıma
Maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama taşınmasına denir.
Aktif taşıma ancak canlı hücrelerde gerçekleşir. Çünkü ATP harcanır ve enzimler iş görür.
Bu olayda, taşınacak maddelerin porlardan sığabilecek kadar küçük olması gerekir.
İyonların çoğu yoğun ortamdan az yoğun ortama aktif olarak geçer.
Endositoz
Bu olaylarda da enerji harcanır.
Her iki olay hayvan hücrelerinde görülmesine karşılık, bitki hücrelerinde Endositoz görülmez.
Endositoz, pordan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin hücre içerisine alınmasıdır.
Alınan madde sıvı ise pinositoz, katı ise fagositoz adını alır.
Ekzositoz
Ekzositoz, hücre içerisinde oluşturulan enzim, hormon, çeşitli proteinler, bitkilerde reçine ve eterik yağlar, hayvanlarda mukus ve diğer büyük moleküllü salgı maddelerinin golgi yardımıyla, küçük kesecikler halinde taşınarak dışarı atılmalarına denir.
EŞEYSİZ ÜREME
İlkel yapılı canlılarda görülür. Tek bir ata canlının faaliyetiyle gerçekleşir. Üremenin temelinde mitoz bölünme bulunur. Oluşan yavru canlılar tamamen ana canlıya benzer canlılar arasında çeşitlilik bulunmaz.
1. Bölünerek Çoğalma
Bir hücreli canlılarda görülen en hızlı çoğalma biçimidir. Bakteriler, amip, öglena, paramesyum bu şekilde çoğalır.
2. Tomurcuklanarak Çoğalma
Ana canlıdan oluşan çıkıntıların zamanla gelişmesiyle yavru canlılar oluşur. Bu yavrular bağımsız ya da beraber yaşayabilir. Bira mayası, sünger, hidra ve mercanlarda görülür.
3. Sporla Çoğalma
Özel olarak üretilmiş tohum şeklindeki bir hücreli sporlarla sağlanır. Sporlar uygun şartları bulduklarında çimlenerek yeni bir canlıyı oluşturur. Çiçeksiz bitkiler, mantarlar ve sıtma etkeni olan plazmodyumda görülür.
4. Rejenerasyonla Çoğalma
Vücuttan kopan parçanın yenilenip gelişmesiyle yavru canlıların oluşmasıdır. Yassı solucan planarya, toprak solucanı ve deniz yıldızlarında görülür.
5. Çelikle ve Yumruyla Çoğalma
Bazı çiçekli bitkilerde gövde parçalarının toprakta filizlenmesi sonucu sağlanır. Söğüt, iğde, gül, üzüm, patates gibi bitkilerde görülür.
EŞEYLİ ÜREME
Gelişmiş yapılı olan canlılarda görülür. İki farklı atanın katkısıyla gerçekleşir. Cinsiyet faktörü kullanılır. Atalardan birisi erkek ve diğeride dişi cinsiyetinde olur. Üremenin temelinde mayoz bölünme ve döllenme olayları bulunur. Oluşan yavrular birbirinden ve ata canlılardan farklı karakterlerde olurlar.
Eşeyli çoğalma sonucu oluşan bireylerde çeşitlilik bulunduğu için çevre şartlarına uyma yenetekleri çok yüksektir. Daha çok çiçekli bitki, hayvan ve insanlarda görülür. Eşeyli üremede 3 temel mekanizma vardır.
• Mayoz bölünme : Sperm ve yumurtanın oluşturulmasını sağlar.
• Döllenme : Sperm ve yumurtaların birleşerek döllenmiş yumurta olan zigotun oluşmasını sağlar. Genel olarak suda yaşayan canlılarda dış döllenme; karada yaşayan canlılarda iç döllenme kullanılır.
• Gelişme : Zigotun mitoz bölünmelerle büyüyüp farklılaşarak yavru canlıyı oluşturmasıdır. Gelişmesini yumurta içinde ve vücut dışında tamamlayanlar dış gelişme; gelişmesini anne rahminde tamamlayanlar iç gelişme yaparlar.
•
Zigot:Gametlerin birleşmesi sonucu(döllenme) oluşan yapıdır. Zigottan sonraki bölünmeler mitoz bölünmedir.
Hermafroditlik:Bir organizmanın hem erkek hem de dişi eşey organlarını barındırmasıdır.
Partenogenez:Döllenmiş yumurtanın gelişerek tam teşekküllü bir bireyi oluşturmasıdır. Bu birey cinsiyet olarak erkek olup, vücut hücreleri haploit kromozom sayısına sahiptir. Döllenen yumurtalardan mutlaka dişi bireyler oluşur. Arılar ve bitki bitlerinde görülür.
Metagenez (döl almaşı) :Eşeyli üremenin ardından eşeysiz üremenin gerçekleşmesidir. Sıtma mikrobu, deniz anası, eğrelti ve karayosunlarında görülür.
İNSANDA ÇOĞALMA
İnsanın çoğalmasında, erkek ve dişi üreme sistemi kullanılır. Erkek üreme sisteminde bulunan testisler, mayozla milyonlarca spermin oluşturulmasını sağlar. Spermler küçük, kamçılı ve hareketlidir. İçerisinde 23 tane kromozom bulunur. Dişi üreme sisteminde bulunan yumurtalıklar ayda bir olmak üzere mayozla yumurtanın oluşmasını sağlarlar. Yumurtalar büyük, kamçısız ve hareketsizdir. Çekirdeğinde 23 tane kromozom bulunur.
İnsanların çoğalmasında iç döllenme ve iç gelişme olayları kullanılır. Spermler yumurtanın yumurta kanalında döllenmesini sağlarlar. Yumurta kanalında oluşan zigot hemen bölünmeye başlar. Zigotun bölünmesiyle oluşan dut şeklindeki hücre topluluğuna morula denir. Morula döl yatağına (rahim) bağlanarak yavrunun gelişmesini sağlar.
Yavru ile anne rahmi arasındaki bağlantıyı göbek bağı ve plasenta sağlar. Plasenta göbek bağının anne rahmine bağlandığı kısımdır. Burada yavru kanı ile anne kanı arasında madde alış verişi yapılır. Embriyo 9 aylık gelişim süreci sonunda doğarak anneden bağımsızlığını kazanır.
Annenin sağlıklı bir bebeğe sahip olması için; yeterli ve dengeli beslenmesi, sigara, alkol ve uyuşturucudan uzak durması, doktor kontrolünde bulunması gereklidir
HAYVANLARDA ÜREME
Üreme sistemi+boşaltım sistemi ürogenital sistem adını alır.
İç döllenme:Kara hayvanlarında görülür. Döllenme dişinin vücudu içinde olur. Bu nedenle az sayıdaki üreme hücresi tür sürekliliği için yeterlidir. Bazı canlılar suda yaşamalarına karşın, yavru sayısını koruyabilmek için iç döllenme yapabilirler (köpek balığı, lepistes)
Dış Döllenme: Suda yaşayan hayvanların çoğunda çiftleşme için herhangi bir organı genellikle bulunmadığından, sperm hücreleri dış ortama serbestçe bırakılır. Dış ortamda gerçekleşen bu döllenmeye Dış döllenme denir. .(balina, fok, yunus gibi memeliler hariç)
Balık ve kurbağalarda üreme: Dış döllenme görülür, yumurtalarında kabuk oluşmaz.
Sürüngen ve kuşlarda üreme: İç döllenme dış gelişme görülür. Embriyo gelişimini yumurta içinde tamamlar.
Memelilerde üreme:İç döllenme, iç gelişme gözlenir. Gagalı ve keseli memeliler de yavru gelişimini ana vücudu içinde gerçekleştirir, besini yumurtadan alır. Plasentalı memelilerde, emriyo dişinin uterusu(döl yatağı) içinde gelişir.
Başkalaşım(metamorfoz):Çok yumurta oluşturan bazı canlılarda yumurta içindeki besin maddesi (vitellüs) çok az olduğundan embriyo gelişimini tamamlamadan yumuırta larva halinde çıkar, dışarıda gelişerek ergin birey halini alır. Bu olaya metamorfoz denir. Kurbağalarda görülür.
VİRÜSLER
En küçük ve basit yapılı organizma olarak kabul edilir. Yapısı, kalıtsal madde ve protein kılıftan ibarettir. Kalıtsal madde, virüsün yaşamsal olayları gerçekleştirmesini ve çoğalmasını sağlar. Bazı virüslerde sadece DNA ve bazılarında da sadece RNA şeklinde bulunur. Protein kılıf, kalıtsal maddenin etrafını çevreleyen bir kılıftır. Kalıtsal maddeyi dış etkilerden korur.
Virüsler hücre zarı, sitoplazma ve enzimleri taşımadıkları için beslenme, solunum, boşaltım, büyüme, sentez, sindirim gibi aktiviteleri gerçekleştirmezler. Bu nedenle mecburi parazit olup ancak canlı bir hücreye girdiği zaman çoğalabilir. Bu durum bulaştığı canlının hastalanmasına neden olur. (Nezle, Grip, Aids, Kuduz, Hepatit gibi.)
Kendisine uygun bir hücreye girebilen virüs kalıtsal maddesiyle hücre yönetimini ele geçirir. Yeni virüsler, konak hücrenin organelleri ve sitoplazması kullanılarak üretilir.
BAKTERİLER
Virüslerden daha büyük bir hücreli mikroskobik organizmalardır. En basit hücre yapısına sahiptirler. Hücre zarı, sitoplazma, hücre çeperi ve ribozomdan oluşurlar. Çok küçük oldukları için hava ve su yardımıyla dünyanın hemen her tarafına taşınabilirler. Çoğalma hızları yüksek olup dünyada fazla ve yaygın olarak bulunurlar. Bakterilerde şu yapılar bulunabilir.
Kamçı : Bazılarında bulunur. Sulu ortamlarda bakterinin aktif hareketini sağlar.
Klorofiller : Bazılarında bulunur. Bakterilerin ışıklı ortamda fotosentez yapmasını sağlar.
Hücre çeperi : Bakterinin zar ve sitoplazmasına desteklik sağlar. Şeker - protein karışımı bir maddeden oluşur.
Bakteriler bölünerek çok hızlı bir şekilde çoğalırlar. Uygun olmayan şartlarda çevrelerine bir kapsül oluşturarak spor haline geçerler.
Şekillerine göre dört çeşit bakteri grubu bulunur;
• Yuvarlak bakteriler : Üzüm tanesi şeklindedir ve kamçı taşımazlar.
• Çubuksu bakteriler : İnce uzun şekilli bakterilerdir.
• Spiral bakteriler : Kıvrık, burgu şekilli bakterilerdir.
• Virgülsü bakteriler : Kamçıları tek ve uzun bakterilerdir.
Beslenme şekillerine göre 2 çeşit bakteri grubu bulunur.
a. Üretici bakteriler : Taşıdığı klorofilleri yardımıyla fotosentez yapar ve ihtiyaç duyduğu besinlerin üretilmesini sağlarlar.
b. Tüketici bakteriler : İhtiyaç duyduğu besinleri dışarıdan hazır olarak alan bakterilerdir. Bunların da yaşama şekillerine göre farklı tipleri bulunur.
• Çürükçül bakteriler : Canlı artık ve kalıntılarını ayrıştırarak besin ihtiyacını karşılarlar.
• Parazit bakteriler : Başka canlıların vücudunda barınarak hazır besin alır ve hastalık oluştururlar.
• Ortak yaşam bakterileri : Birlikte yaşadığı canlıyla karşılıklı madde alış verişi yaparak beslenirler.
Bakterilerin Faydaları
Çürütücü bakteriler canlı kalıntılarını parçalayarak doğal temizliğin gerçekleşmesini ve toprağın mineral oranının artmasını sağlarlar.
Maya bakterileri fermantasyon sonucu ürettiği asit ve alkolle besinlerin mayalanmasını sağlar. Turşu, içki, yoğurt oluşumu gibi.
Ortak yaşam bakterileri, Selülozun sindirilmesi, vitamin üretilmesi ve azotun tutulması gibi olaylarda birlikte yaşadığı canlıya yardımcı olur.
Bakterilerin Zararları
Patojen ve bazı zararlı bakteriler insanlarda tifo, kolera, zatürre, verem gibi hastalıların oluşmasına neden olurken, bazıları da besinlerin gıda yapısında bozulmalara neden olurlar.
PROTİSTLER
Gelişmiş hücre yapısına sahip olan bir hücreli canlılardır. Vücutları; hücre zarı, sitoplazma, organeller, çekirdek ve bazılarında hareket yapılarından oluşur. Sulu ortamlarda ve canlıların vücudunda yaşayabilirler. Çoğunluğu tüketici olup dışarıdan hazır besin alır. Tatlı sularda yaşayanlarda bulunan kontraktil kofullar fazla suyun boşaltımını sağlar. Hareket özelliklerine göre dört grubu bulunur.
a. Kamçılılar : Aktif hareketini kamçıları yardımıyla sağlarlar. Öglena türlerinde kloroplast bulunur ve fotosentezle besin üretebilirler.
b. Kök ayaklılar : Hücre şekillerini değiştirerek yalancı ayak oluştururlar. Böylece besin alma ve aktif hareketlerini gerçekleştirirler. Amip gibi.
c. Silliler : Hücreleri çevresi kısa sillerle kaplıdır. Sillerin faaliyeti hareket ve beslenmede etkili olur. Yapısında iki tane çekirdek bulunur. Paramesyum gibi.
d. Sporlular : Çoğalmasını sporlar yardımıyla sağlar. Tamamı iç parazit olup hareket yapıları yoktur. Plazmodyum türü insanda sıtma hastalığını oluşturur.
MANTARLAR
Bira mayaları haricinde çok hücreli olan canlı grubudur. Tamamı tüketici olarak beslenir. Spor üreterek çoğalırlar. Ancak çevre şartlarına göre başka üreme şekillerini yapan türleride bulunur. Hücreleri gelişmiş yapıda olup çevrelerinde şeker - protein yapısında olan hücre çeperi bulunur. Yedek besinini glikojen şeklinde depo ederler. Dört farklı grubu bulunur.
a. Küf mantarları : Sporlarının çimlenmesiyle oluşan pamuksu yapıdaki hifleriyle canlı kalıntılarını çürüterek beslenirler.
b. Şapkalı mantarlar : Sporlarının çimlenmesiyle çayır mantarlarını oluşturur. Topraktaki canlı kalıntılarını ayrıştırarak beslenir. Bir kısmı besin olarak kullanılır.
c. Maya mantarları : Tek hücreli olup tomurcuklanarak çoğalabilir. Etil alkol fermantasyonu yaparlar. Hamurun mayalanmasında etkilidirler.
d. Parazit mantarlar : Dış parazit olarak yaşarlar insan, hayvan ve bitkilerde mantar hastalıklarını oluştururlar.
ÇİÇEKLİ BİTKİLER
En gelişmiş bitki grubudur. Vücudunda bütün bitkisel organları bulundurur. Tohum ve meyve oluşturarak çoğalır. Çiçekli bir bitki dört farklı kısımdan oluşur.
1. Kök
Gövdenin toprak altındaki uzantısıdır. Bitkiyi toprağa bağlar ve dik tutar. Bitkinin ihtiyaç duyduğu su ve minarellerin topraktan alınmasını sağlar.Kök üç kısımdan oluşur.
• Ana kök: Kökün toprakta uzamasını sağlayan temel kısmıdır.
• Yan kök: Kökün toprakta yayılmasını sağlayan çıkıntı kısımlarıdır.
• Emici tüy: Kökün toprakla temasını artıran kılsı yapılardır ve kısa zamanda bol su alınmasını sağlarlar.
Kök Çeşitleri
• Kazık kök : Ana kök bir tane olup gelişmiş ve uzamıştır. Çevresinde çok sayıda yan kök bulunur. Genelde ağaçlarda bulunur. Çam, söğüt, gül gibi.
• Saçak kök : Ana kök gelişmemiş olup gövdeden çok sayıda yan kök çıkar. Genelde otsu bitkilerde bulunur. Çim, buğday, nohut gibi.
Bunlardan başka özel görevler yapan besin depolayıcı depo kökler, tırmanmayı sağlayan tutunma kökleri, gövdeyi dik tutan destek kökleri, bitkinin parazit yaşamasını sağlayan sömürme kökleri gibi kök çeşitleride vardır.
2. Gövde
Bitkinin toprak üstünde kalan organlarıdır. Yapısında dallar, iletim boruları, yapraklar, çiçekler ve tomurcuklar bulunur. Fotosentezle besin üretilmesini, besin depolanmasını ve madde iletiminin yapılmasını sağlar. Temelde iki çeşit gövde bulunur.
• Otsu gövde: Yeşil renkli,ince, yumuşak ve zayıftır. Otsu bitkilerde bulunur. Yaşam süreleri bir mevsim ya da bir yıldır. Fasulye, Buğday, Marul, Çim gibi.
• Odunsu gövde: Kahve renkli, kalın, sert ve dirençlidir. Ağaçsı bitkilerde bulunur. Yaşam süreleri uzundur. Gövde çevresinde kabuk şeklinde mantar tabakası bulunur. Gövde içinde yaşı gösteren yaş halkaları vardır. (Elma, çam, kavak, söğüt, sekoya gibi.)
Bazı bitkilerde özel görevler yapan farklı gövde çeşitleri kullanılır. Örneğin yumru gövdeler besin depolar, etli gövdeler su depolar, sarılıcı gövdeler bitkinin desteğe tutunmasını sağlar, sürünücü gövdeler toprakta uzamayı sağlar.
3. Yaprak
Dallardaki yeşil renkli yapılardır. Genelde damarlı ve geniştir. Üzerinde gaz alış verişini sağlayan stomalar (gözenekler) bulunur. Hücrelerinde çok sayıda kloroplast bulunur. Yapraklar;
– Fotosentezle besin üretme, - Solunumla oksijen ve karbondioksit değişimini sağlama,– Dökülerek katı atıkları boşaltma,
– Terlemeye su ve ısı atma, şeklinde görevleri gerçekleştirir. Bazı yapraklar bu görevlerden başka özel faaliyetlerde gerçekleştirirler. Örneğin depo yapraklar besin depolama, diken yapraklar su kaybını azaltma, kapan yapraklar böcek yakalama, sülük yapraklar gövdeyi desteğe bağlama şeklinde faaliyet yaparlar.
4. Çiçek
Bitkilerin eşeyli üremeyi sağlayan organına çiçek denir. Çiçekler genel olarak aşağıdaki kısımlardan oluşur.
• Çanak yaprak : Yeşil renkli olup içerisindeki çiçek kısımlarını dış etkilerden korur.
• Taç yaprak : Renkli ve hoş kokulu olup böcekleri çekerek tozlaşmanın yapılmasını sağlar.
• Erkek organ : Özel bölünmelerle polenlerin çok sayıda üretilmesini sağlar.
• Dişi organ : Vazo şeklinde olup yumurtaların oluşturulmasını ve döllenmesini sağlar. Çiçekli bitkilerde tohum oluşumu sırasında iki temel olay gözlenir.
a. Tozlaşma olayı : Erkek organdaki polenlerin dişi organın üst kısmına taşınmasına denir. Su, rüzgâr, kuş ve böcekler tozlaşmaya yardımcı olurlar.
b. Döllenme olayı : Polenlerin yumurtalıkta bulunan yumurtalarla birleşerek zigotu oluşturmasıdır.
Türün kromozom sayısını taşıyan zigot, mitoz bölünmelerle hızla çoğalarak tohumun oluşmasını sağlar. tohumun yapısında bulunan kabuk içindeki canlı dokuyu korur. Çenekler depoladıkları besinlerle çimleninceye kadar canlı dokuya besin sağlar. Embriyo, canlı dokuyu oluşturur ve çimlenerek bitkinin kısımlarını oluşturur.
Tohumun Çimlenmesi
Tohumun uygun koşullarda yeni bir bitkiyi oluşturmasına çimlenme denir. Çimlenmeyi sağlayan kısım embriyodur. Çimlenme embriyonun büyüme ve gelişmesiyle sağlanır. Tohumun çimlenmesi için üç temel şart gereklidir.
Sıcaklık : Canlı dokudaki hücresel olayların yapılması ve enzimlerin çalışmasını sağlar.
Su : Tohum kabuğunun çatlaması ve yeni hücrelerde sitoplazmanın oluşmasını sağlar.
Oksijen : Tohumun solunumla ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmesini sağlar.
ÇİÇEKSİZ BİTKİLER
Gelişmemiş yapılı ilkel bitkilerdir. Çoğalmalarını spor keselerini kullanarak sağlarlar. Kök, gövde ve yaprakları tam olarak gelişmemiştir. Nemli yerlerde yaşarlar ve fotosentezle besin üretirler. İki ana grubu bulunur.
1. Damarlı Olanlar
Basit yapıda kök, gövde ve yaprakları bulunur. İletim demetleriyle madde taşıması yaparlar. Döl almaşı ile çoğalırlar. Bu gruba eğrelti otu ve kibrit otları örnek verilebilir.
2. Damarsız Olanlar
Su ve kara yosunları bu gruba girer. Kök, gövde ve yaprak taşımazlar. İletim demetleri yoktur. Döl almaşıyla çoğalmalarını gerçekleştirirler.
OMURGASIZ HAYVANLAR
• Çoğunluğu sularda ve nemli bölgelerde yaşarlar.
• Hayvanların en basit bireylerini içerirler. Karada yaşayanları deri ve trake solunumu yaparken sularda yaşayanları yüzey ve solungaç solunumu yaparlar. Altı gruba ayrılarak incelenirler.
1. Süngerler
• En ilkel hayvan grubudur.
• Sularda bir yere tutunarak yaşarlar.
• Vücutlarında doku ve organ farklılaşması yoktur.
• Sudaki besin parçacıklarıyla beslenirler.
• Yumurta oluşumu ve tomurcuklanma ile çoğalırlar.
2. Sölenterler
• Vücutlarında tam bir doku ve organ farklılaşması görülmez.
• Basit bir sindirim kanalı ve ağsı sinir yapılarını taşırlar.
• Sölenterlerin üç çeşidi bulunur. Bunlar deniz adası, mercan ve hidradır.
• Yumurta üretimi ve tomurcuklanma ile çoğalabilirler.
3. Solucanlar
• Doku ve organ farklılaşması görülen ilk hayvan grubudur.
• Kasları yardımıyla aktif hareket edebilirler.
• Yumurta ile çoğalırlar.
• Derileri ince ve nemli olup deri solunumu yaparlar.
• Üç farklı çeşidi bulunur.
• Yassı solucanlar : Vücutları ince uzun ve bölmelidir. Tenya ve planarya bu gruba girer. Tenya iç parazit olup baş, boyun ve yassı halkalardan oluşur. Ağız ve sindirim kanalı yoktur. İnsan ve bazı hayvanların vücudunda barınır. Büyüme ve çoğalması için 2 farklı canlının vücudunu kullanır. Büyümek için ara konak canlının, çoğalmak için son konak canlının vücudunu kullanır. Dört çeşit tenya insan yaşamını etkiler.Tenya yavrularına keseli kurt denir ve ara konağın kaslarında bulunur.Son konağın, ara konak olan canlıyı yemesiyle son konağın vücuduna bulaşır.
• Yuvarlak solucanlar : Vücutları yuvarlak, uzun ve bölmesizdir. Tamamı iç parazittir. İnsan ve hayvanların iç organ ve bağırsaklarında barınırlar. Genelde iyi temizlenmemiş ve pişirilmemiş yiyeceklerle insan vücuduna bulaşabilir. Bağırsak solucanı, trişin, kıl kurdu gibi.
• Halkalı solucanlar : Vücutları uzun ve bölmelidir. Bağımsız olarak yaşarlar. Toprak solucanı ve sülük bu gruba girer. Toprak solucanları toprakla birlikte aldığı organik besinleri yiyerek beslenir. Faaliyetleri sırasında toprağın havalanmasını, nemlenmesini, gübrelenmesini sağlar. Vücudun kopmasıyla rejenerasyon yapıp çoğalabilir.
4. Yumuşakçalar
• Su ve nemli topaklarda yaşarlar. Vücutları nemlidir.
• Karada yaşayanları deri suda yaşayan solungaç solunumu yapar.
• Vücutları çevresinde kavkıları bulunur.
• Ahtapot, midye, salyangoz, mürekkep balığı bu gruba girer.
5. Eklem Bacaklılar
En fazla türe sahip olan hayvan grubudur. Vücutları çevresinde kitin yapılı dış iskelet bulunur. Karada yaşayanları trake ve suda yaşayanları solungaç solunumu yapar. Dört çeşit alt grupta incelenir.
• Böcekler : Vücutları baş, göğüs ve karın kısımlarından oluşur. Yumurtayla çoğalırlar. Büyüme ve gelişmeleri sırasında başkalaşım geçirirler. Kelebek, Karınca, Arı, Çekirge, Karasinek gibi.
• Çok ayaklılar : Her vücut halkasından bir çift ayak çıkar. Kırkayak ve çiyan gibi.
• Örümcekler : Anten ve kanat taşımazlar. Akrep, bit, pire, kene, örümcek gibi.
• Kabuklular : Eklem bacaklıların suda yaşayan grubudur. Yengeç, istakoz, karides gibi.
6. Derisi dikenliler
• Vücut üzerinde dikensi sert çıkıntılar korunmayı sağlar.
• Tamamı sularda yaşar.
• Solungaçlarıyla solunum yaparlar.
• Deniz yıldızı, deniz kestanesi, deniz hıyarı gibi canlılar bu gruba girer.
OMURGALI HAYVANLAR
• Vücutlarında kemik ve kıkırdaktan yapılmış iç iskeletleri bulunur.
• En gelişmiş canlı grubudur.
• Doku ve organ gelişimi en yüksek derecede bulunur.
• Vücutlarında özel görevler yapan sistemler bulunur.
• Hepsi eşeyli yollarla çoğalırlar. Böbrekleriyle boşaltım yaparlar. Omurgalılar beş ayrı grupta toplanırlar.
1. Balıklar
• Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar.
• Solungaç solunumu yaparlar.
• Yüzgeçleriyle hareket ederler.
• Vücutları koruyucu olan pullarla kaplıdır.
• Kalpleri bir kulakçık ve bir karıncık olarak iki odacıklıdır.
• Kalpleri, vücuttaki kirli kanı toplayıp solungaçlara gönderir. Bu nedenle kalpte sadece kirli kan bulunur.
• Soğuk kanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları suya bağlıdır. Kış uykusuna yatmazlar.
• Dış döllenme ve dış gelişmeyle yumurta üreterek çoğalırlar. Köpek balığı, Hamsi, Kefal, Alabalık, Palamut bu gruba girer.
2. Kurbağalar
• Derileri ince ve nemli olan canlılardan oluşur. Su kenarlarında yaşarlar.
• Yavruyken solungaç, erginken deri ve akciğer solunumu yaparlar.
• Arka ayakları uzun olup perdelidir. Sıçramasını ve suda yüzmesini sağlar.
• Dilleri uzun ve yapışkanlıdır. Çoğunlukla böcekleri tutarak beslenirler.
• Kalpleri iki kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Vücuttan gelen kirli kan ile akciğerden gelen temiz kan karıncıkta karışır. Vücuda karışık kan gönderilir. Yeterli enerjiyi üretemediği için soğuk kanlıdırlar.
• Dış döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurtayla çoğalırlar.
• Büyümeleri sırasında larvaları başkalaşım geçirir ve erginleşir.
• Kuyruklu ve kuyruksuz kurbağa olarak adlandırılan türleri bulunur.
3. Sürüngenler
• Gövdelerine oranla kol ve bacakları zayıf olduğu için karınları üzerinde sürünürler.
• Vücut çevresi pullarla kaplıdır.
• Akciğerleriyle solunum yaparlar. Kalpleri üç odalı olup iki kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Karıncıkta bulunan yarım perde kirli ve temiz kanın karışmasını azda olsa engeller.
• Vücutta karışık kan dolaşır ve soğuk kanlı canlılardır.
• İç döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurtayla çoğalır. 4 farklı alt grubu bulunur.
• Kertenkeleler : Bazı türleri uzun ve hareketli olan kuyruklarını düşmanlarından kaçmak için kopartabilirler. Kopan kuyruk zamanla rejenerasyonla onarılır.
• Yılanlar : Kol ve bacakları yoktur. Kıvrılarak hareket ederler. Zehirli olanlar dişleriyle avlarını etkisiz hale getirirler. Hayvanları yutarak beslenirler. Büyümeleri sırısında derilerini değiştirirler.
• Kaplumbağalar : Vücut çevresinde bağa denen sert ve kalın bir kabuk korunmasını sağlar.
• Timsahlar : Ekvatoral kuşakta yaşarlar. Kış uykusuna yatmazlar. Üst çenesini hareket ettiren tek omurgalı grubudur. Kalpleri dört odacıklıdır. Vücutlarında karışık kan dolaşır. Su kenarlarında yaşarlar.
4. Kuşlar
• Vücutları tüylerle kaplıdır. Tüyler uçmayı ve vücut sıcaklığının korunmasını sağlar.
• Akciğer solunumu yaparlar. Ağız uçları gaga şeklindedir. Ağızlarında diş bulunmaz. Dişin görevini sindirim kanalındaki taşlık organı yapar.
• Kalpleri dört odacıklı olup, sağ tarafta kirli, sol tarafta ise temiz kan bulunur. Vücutta temiz kan ve kirli kan ayrı ayrı dolaşır. Sıcak kanlı canlılardır.
• Oluşturdukları yavrularına bakarlar. İç döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurta oluşturarak çoğalırlar. Beslenme ve yaşama şekline göre yırtıcı, tırmanıcı, ötücü, uçamayan, suda yüzebilen türleri bulunur.
5. Memeliler
Vücutları kıl ve ter bezleriyle kaplı olan canlı grubudur. En gelişmiş canlı grubu olup akciğer solunumunu yaparlar. Yeryüzünde ortam adaptasyonları (uyum yetenekleri) en yüksek olan canlılar olup hemen hemen her yerde bulunabilirler.
Kalpleri dört odacıklı olup kirli ve temiz kan karışmaz. Vücutlarında temiz kan dolaşır. Sıcak kanlı canlılardır. Kış uykusuna yatmazlar. İç döllenme ve iç gelişme şeklinde yavrularını belli bir hamilelik sürecinden sonra doğurarak çoğalırlar. Doğan yavrularını sütle besleyerek yetiştirirler. Yavruların bakım ve korunmasını sağlarlar. Beslenme ve yaşama şekline göre altı çeşidi bulunur.
• Otçul memeliler : Besinlerini bitkisel kaynaklardan alırlar. Geviş getirenlerinin mideleri 4 odalıdır ve bağırsakları uzundur. Keçi, koyun, inek gibi.
• Etçil memeliler : Besinlerini hayvansal kaynaklardan alırlar. Ağız ve ayak yapıları yırtıcı özelliktedir. Aslan, kurt, çakal gibi.
• Etçil - otçul memeliler : Besin kaynağı olarak et ve ot kullanabilen canlılardır. Ayı, fare, kedi, köpek gibi.
• Kemirici memeliler : Bitkilerin kök, gövde ve tohumlarını kemirerek beslenirler. Tavşan, sincap, fare gibi.
• Uçan memeliler : Kollarını gövdeye bağlayan pelerin şeklindeki deriyle uçarlar. Yarasa gibi.
• Yüzen memeliler : Kol ve bacakları yüzgeç şeklinde olup su ortamında hareket ederler. Balina, yunus, fok gibi.
SİNİR SİSTEMİ
Organların çalışmasını hızlı, etkili ve elektriksel yollarla düzenleyen yapılardan oluşur. Sinir sistemi sinir telleri yardımıyla tüm vücuttaki olayları denetler ve düzenler. Özelliğine göre 2 kısımdan oluşur.
1. Merkezi Sinir Sistemi
Sinir sisteminin yönetici ve denetleyici kısmıdır. Kafatası ve omurga içindeki sinirsel organlardan oluşur.
a. Beyin: Kafatası içerisindeki en büyük sinirsel organdır. Yüzeyi girintili çıkıntılı olup iki yarım küreden oluşur. Beyinle kafatası arasında bulunan 3 katlı zar beyni sarsıntılardan ve darbelerden korur. Yapısında milyarlarca sinir hücresi ağ şeklinde bulunur. Beyin yardımıyla insan vücudunda;
– Duyu organlarından gelen uyarılar değerlendirilir.
– Problem ve olaylar düşünülür, çözülür.
– Öğrenme faaliyeti ve hafıza olgusu sağlanır.
– Acıkma, susama, uyku, uyanıklık düzenlenir.
– Kan basıncı ve vücut sıcaklığı düzenlenir.
– Hormonların salgılanma zamanı belirlenir.
b. Beyincik : Yapısı beyne benzer ve küçüktür. İki yarım küreden oluşur. Kafatasının arka alt tarafında bulunur. Beyin, iç kulak ve iskelet kaslarıyla bağlantılıdır. Beyincik yardımıyla insan vücudunda;
– Kol ve bacaklardaki kasların birbiriyle uyumlu çalışması sağlanır.
– Kol ve bacaklardaki kasların çalışma derecesi düzenlenir.
– Aktif hareketin dengeli olması sağlanır.
c. Omurilik soğanı : Yüzeyi düz olup soğana benzer bir şekle sahiptir. Boynun üst kısmında bulunur. İstem dışı çalışan iç organları yönetir.
Omurilik soğanı yardımıyla insan vücudunda;
– Solunum sisteminin çalışması düzenlenir.
– Dolaşım sisteminin çalışması düzenlenir.
– Boşaltım sisteminin çalışması düzenlenir.
– Sindirim sisteminin çalışması düzenlenir.
d. Omurilik : Sırtdaki omurga içerisinde bulunur. Yüzeyi düz olup sinir kordonunundan oluşur. Kafatası organları ile vücut organları arasındaki bağlantıyı sağlar.
Omurilik yardımıyla insan vücudunda;
– Beyinle organlar arasında bilgi iletimi sağlanır.
– Refkles davranışlarının oluşması düzenlenir.
Refleks : Vücuda yapılan ani ve güçlü etkilere karşı vücudun aynı şekilde tepki göstermesidir. İstemsiz olarak yapılır. Vücudu koruyucu özelliğe sahiptir. Kazanılma şekline göre 2 çeşidi bulunur.
• Doğuştan kazanılan (kalıtsal) refleks : Genlerle ilgili olup nesilden nesile aktarılır. Her insanda aynı şekilde bulunur.
– Doğan çocuğun emme hareketi
– İğne batan parmağın çekilmesi
– Gürültülü sesten ürkme
– Göz bebeğinin büyüyüp küçülmesi
• Sonradan kazanılan (şartlı) refleks : Doğumdan sonra deneyimlerle ve öğrenme sonucu kazanılır. Nesilden nesile aktarılmaz.
– Limon görünce ağzının sulanması
– Örgü örme, dans etme, yüzme davranışları
– Bisiklet ve araba sürme davranışları
2. Çevresel Sinir Sistemi
Vücudu ağaç kökü şeklinde saran sinir liflerinden oluşur. Merkezi sinir sistemi ve vücut organları arasındaki sinirsel iletimi sağlar.
Sinirlerin Yapı ve Özellikleri
Sinir dokusunu oluşturun hücrelere nöron denir. Milyarlarca nöron insan vücudunu ağ gibi sararak yönetimi sağlarlar. Nöronlar görevleri için aşırı farklılaşmış olup bölünme yetenekleri yoktur. Çalışmaları sırasında bol miktarda enerji harcarlar. Nöronların şekilleri benzer olup 3 kısımdan oluşurlar.
Dendrit : Kısa ve çok sayıda olan uzantılardır. Çevreden aldıkları uyarıları aksona taşırlar.
Akson : Uzun ve bir tanedir. Dendritten aldığı uyarıları hedefi olan organa doğru taşır.
Gövde : Nöronun çekirdek ve organellerinin bulunduğu sitoplazma kısmıdır. Hücredeki hayatsal olayları gerçekleştirir.
Miyelin kılıf : Bazı nöronlarda, aksonların çevresiyle yalıtımını sağlayarak uyartıların daha hızlı taşınmasını sağlar.
Uyarı : Nöronları etkileyen çevresel değişmelerdir.
Uyartı (İmpuls) : Uyarılar etkisiyle nöronlarda oluşan elektiriksel ve kimyasal değişmelerdir. İnsan vücudunda görev ve taşınan bilginin farklılığına göre 3 çeşit sinir hücresi kullanılır.
• Duyu nöronu : Uyarıları duyu organlarından merkezi sinir sistemine taşır.
• Motor nöron : Merkezi sinir sisteminden organlara doğru emir taşır.
• Ara nöron : Merkezi sinir sistemini oluşturur.
Uyarı ve emirler sinirler üzerinde uyartılar şeklinde taşınırlar. Taşınma hızları sabit olup oluşma miktarları değişebilir. Uyartılar nöronlar üzerinde iyonlar yardımıyla elektriksel; Nöronlar arasında hormonlar yardımıyla kimyasal olarak taşınır.
Nöronlar birbirine bağlandığı bölgelere sinaps denir. Sinapslar bir nöronun aksonuyla diğerinin dendriti arasında kurulur.
Uyartılar sinapslar üzerinde salgılanan özel hormonlarla taşınır. Böylece uyartının hangi yolu takip ederek hangi organa ulaşacağı belirlenir.
HORMON SİSTEMİ
Organların çalışmalarını yavaş, zayıf ve uzun süreli olarak etkileyen sistemdir.
Organların çalışmasını ürettiği hormonlar yardımıyla düzenler.
Üzerinde özel mesaj taşıyan protein ve yağ yapılı maddelere hormon denir.
Hormonlar özel salgı bezlerinde üretilirler.
İhtiyaç anında belli miktarda salgılanıp kanla tüm vücuda yayılırlar.
Hormonlar belirli orgaların çalışmasını bir süre etkiler.
Hormonların az ya da aşırı miktarda salgılanması hastalık oluşmasına etkide bulunur.
Her bir hormonun yapı ve etkisi birbirinden farklıdır. İnsanda hormon üreten organlar ve görevleri birbirinden farklıdır.
1. Hipofiz Bezi
Beynin alt kısmında bulunan küçük bir bezdir. Sinir sistemi ile hormonal sistem arasındaki bağlantıyı sağlar. Çok çeşitli hormonları salgılar ve vücudu yönetir. Hipofiz bezi yardımıyla insan vücudunda;
– Diğer salgı bezlerinin çalışması yönetilir.
– Yaşa uygun büyüme ve gelişme sağlanır.
– Vücutta tutulacak su miktarı belirlenir.
– Damarlardaki kan basıncının kontrolü sağlanır.
– Doğum öncesi süt bezlerinin gelişmesi sağlanır.
– Sperm ve yumurta üretiminin düzenlenmesi sağlanır.
2. Epifiz Bezi
Beyin yarım kürelerinin arasında bulunur. Çalışması ışık miktarından etkilenir. Epifiz bezi yardımıyla canlılarda;
– Ergenlik dönemine kadar eşeysel gelişme önlenir.
– Günlük uyku, uyanıklık peryodu düzenlenir.
– Hayvanların mevsimsel üreme davranışları düzenlenir.
3. Tiroit Bezi
Gırtlağın sağında ve solunda bulunur. İki parçalı olup iki çeşit hormon salgılar. Tiroit bezi yardımıyla insan vücudunda;
• Tiroksin hormonu salgılanır. Bu hormon hücrelerdeki enerji üretim hızını etkiler. Besin ve oksijen kullanımını artırır.
• Kalsitonin hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki kalsiyum ve fosfat miktarını düzenler. Kemiklerin sertleşmesini sağlar.
4. Böbrek Üstü Bezi
Vücudun arka tarafında bel hizasında bir çift olarak bulunur. Böbreğin üzerinde bağımsız olarak çalışır. İki çeşit hormon salgılar. Böbrek üstü bezi yardımıyla insan vücudunda;
• Adrenalin hormonu salgılanır. Bu hormon korku, çoşku, heyecan, öfke anlarında metabolizmanın hızlanmasını sağlar.
• Aldosteron hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki mineral oranını ayarlar. Fazlasının idrara geçmesini sağlar.
5. Pankreas Bezi
Hem hormon hem de sindirim enzimi üretebilen karma bir bezdir. Midenin hemen altında bulunur. İki çeşit hormon salgılar ve kan şekeri seviyesinin sabit değerde kalmasını sağlar. Pankreas yardımıyla insan vücudunda;
• Glukagon hormonu salgılanır. Bu hormon hücrelerde depolanmış glikojenin eritilerek kana geçmesini ve kan şekerinin artmasını sağlar.
• İnsülin hormonu salgılanır. Bu hormon kandaki şekerin hücrelere geçerek depolanmasını ve kan şekerinin azalmasını sağlar.
6. Eşey Bezleri
Cinsiyetle ilgili olup erkeklerde testis, dişilerde yumurtalık şeklinde bulunur. Bazı eşey karakterlerinin oluşması ve üreme faaliyetinin yapılmasını sağlar. Eşey bezleri yardımıyla insan vücudunda;
– Sperm ve yumurta hücrelerinin üretimi sağlanır.
– Erkek ve dişilerde ilgili cinsiyet karakterlerinin oluşması sağlanır.
DUYU ORGANLARI
A. GÖZ
Cisimleri görmeyi sağlayan duyu organıdır. Cisimlerden gelen ışığı algılayarak beyne iletir. Böylece cisimlerin uzaklığı, şekli, rengi, büyüklüğü algılanır. Göz evinde bulunan gözün çevresinde koruyucu organlar bulunur. Kaşlar terin göze ulaşmasını önler, kirpikler tozların göze ulaşmasını önler, göz kapakları gözün dış kısmını temizler, göz yaşı gözün dış kısmını yıkar.
Göz yuvarlağı ortadan kesildiğinde, üç tabakadan oluştuğu ve görme yapılarını taşıdığı görülür.
1. Sert Tabaka
Bağ dokudan oluşur ve beyazdır. Sık dizilimde hücrelerden oluşur. Göze yuvarlak şeklini ve direnç kazandırır. Böylece gözdeki iç ve dış basıncı dengeler. Gözün ön tarafındaki saydam tabakayı oluşturur.
Saydam tabaka (kornea) : İnce ve esnek olup ışığın kırılarak göze girmesini sağlar. ince kenarlı mercek gibi davranır ve göze gelen ışığı göz bebeğinde toplar.
2. Damar Tabaka
Orta tabakadır. Bol miktarda kan damarı taşır. göz yapılarının beslenmesini sağlar. Göz boşluğuna bakan yüzeyi siyah maddelerle kaplıdır. Böylece göz içinin karanlık odaya dönüşmesini sağlar. Karanlık oda göze giren ışığın yansımasını önler. Bu tabaka farklılaşarak iris, göz bebeği, mercek ve mercek kaslarını oluşturur.
İris : Düz kaslardan oluşan renkli yapıdır. Göze siyah, kahverengi, yeşil, mavi gibi özel renkleri kazandırır. Işık miktarına göre kasılır. Göze girecek ışığı ayarlar.
Göz bebeği : İrisin ortasındaki açıklıktır. Işığın merceğe ulaşmasını sağlar.
Mercek : Canlı, esnek ve ince kenarlıdır. İncelip kalınlaşarak gözün uzak ve yakına uyumunu sağlar.
Mercek kasları : Bakılan mesafelere göre merceğin şeklini değiştirir.
3. Ağ Tabaka (Retina)
En içte bulunan tabakadır. Ağ şeklinde göz içini astarlamıştır. Üzerinde ışığı alan duyu almaçları bulunur. Işığın kırılmaları sonucu oluşan görüntüyü alarak göz sinirine aktarır. Farklılaşmasıyla sarı benek ve kör nokta oluşur.
Sarı benek : Görme düzleminin tam karşısında bulunur. Üzerinde yoğun olarak da duyu almacı taşır. Görüntünün en net olarak algılandığı yerdir.
Kör nokta : Üzerinde almaç taşımadığı için görüntü alınmasında etkili değildir.
Görme Olayı
Cisim ---- Işık ışınları ---- Kornea --- Göz bebeği --- Mercek --- Ağ tabaka ----Sarı benek --- Ters görüntü -- Almaç ---Sinirler --- Beyin ----- Değerlendirme
Göz Kusurları
Gözün normal görüşünü etkileyen yapısal ve işlevsel bozukluklarına göz kusurları denir. Görüntünün bulanık ya da bazı renklerin alınamaması şeklinde etkili olur.
• Miyopluk : Göz yuvarlağının uzaması ve merceğin kırığının artmasıyla oluşabilir. Uzağın bulanık, yakının net görülmesini sağlar. Kalın kenarlı mercekle düzeltilir.
• Hipermetropluk : Göz yuvarlağının kısalması ve merceğin kırılıcığının azalmasıyla oluşabilir. Uzağın net, yakının bulanık görülmesini sağlar. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
• Astigmatlık : Işığı kıran kornea ve merceğin pürüzlenmesiyle oluşur. Yakının ve uzağın bulanık görülmesini sağlar. Silindirik mercekle düzeltilir.
• Presbitlik : Merceğin esnekliğini kaybetmesiyle oluşur. Uzağın net, yakının bulanık görülmesini sağlar. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
• Kataraktlık : Merceğin saydamlığını kaybetmesiyle oluşur. Cisimlerin eksik görülmesine neden olur. Ameliyatla düzeltilebilir.
• Şaşılık : Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların bozulmasıyla oluşur. ameliyatla düzeltilebilir.
• Renk körlüğü : Kalıtsaldır. Nesilden nesile aktarılır. Kırmızı ve yeşil renkler algılanamaz. Tedaviside yoktur.
B. KULAK
Sesleri algılayan işitme duyu organıdır. ses, maddelerin titreşmesi sonucu oluşur. Hava moleküllerinin üzerinde çevreye yayılır. Kulak, ses titreşmelerinin yönünü, derecesini ve özelliğini algılayarak sinirlere aktarır. Kulak dıştan içe doğru 3 farklı kısımdan oluşur.
1. Dış kulak
Ses titreşmelerini alarak kulak zarına taşır. Kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur.
Kulak kepçesi : Sesi toplar ve kulak yoluna verir.
Kulak yolu : Havadaki toz ve mikropların kulak içine girmesini önler.
2. Orta Kulak
Ses titreşmelerini düzenleyerek oval pencere zarına aktarır. kulak zarı, kulak kemikleri ve östaki borusundan oluşur.
Kulak zarı : İnce ve esnektir. Ses dalgaları etkisiyle titreşerek uyarıları çekiç kemiğine aktarır.
Çekiç - örs - üzengi kemikleri : Çevresinde kaslar bulunan özel kemiklerdir. Ses titreşimlerinin derecesini ayarlar. Fazlaysa azaltır, azsa yükseltirler.
Östaki borusu : İşitmeyle ilgisi yoktur. Orta kulağı ağız boşluğuna bağlar. Çok gürültülü ses ve basınçlarda kulak zarının iç ve dış kısmındaki hava basıncını dengeler.
3. İç Kulak
Uyarıların sinirlere aktarıldığı yerdir. salyangoz, dalız, oval pencere ve yarım daire kanallarından oluşur.
Dalız : İçi sıvı dolu yoldur. Ses titreşimlerini sıvı dalgası şeklinde salyangoza iletir.
Salyangoz : İki buçuk kez kıvrımlı olup, kıvrımların sonundaki almaç ve sinirler titreşimleri algılarlar. Son kısmında esnek zar ve duyu almaçlarının bulunduğu yere korti organı denir. Korti organı ses titreşimlerini alarak duyu sinirlerine aktarır.
Yarım daire kanalları : İşitmeyle ilgisi yoktur. Birbirine dik olan 3 yarım kanaldan oluşur. Kanalları yardımıyla vücudun duruşunu beyinciğe bildirir. Böylece dengeye yardımcı olur.
C. DİL
Yenilen besinlerin tadını algılar. Yapısında çizgili kaslar bulunur. İstemsiz ve istemli olarak çalışabilir. Üzerinde kabartılar şeklinde tat tomurcukları bulunur. Bu tomurcukların üzerinde çok sayıda duyu almacı ve sinir bulunur. Dil üzerinde 4 çeşit almaç bulunur. Bu almaçlar tatlı, tuzlu, ekşi ve acıyı algılar.
Bu almaçlar dilin her tarafında bulunmakla beraber bazı kısımlarda yoğunlaşmıştır. Bu nedenle dilin ucu tatlıyı, arkası acıyı, ön yan tuzluyu ve arka yan kısımlar ekşiyi daha iyi algılar. Almaçların çalışabilmesi için tat moleküllerinin tükürükte erimesi gereklidir.
D. BURUN
Koku alma duyu organıdır. Nefesle alınan havadaki koku taneciklerini algılar. İçerisinde kıllar, mukus tabakası, kemik kıvrımlar ve kılcal damar tabakası bulunur.Burun alınan havanın temizlenmesini, ısıtılmasını, nemlendirilmesini ve kokusunun alınmasını sağlar.
Uçucu olan koku maddeleri burun içindeki mukus sıvısında eriyerek almaç ve sinirleri uyarır. Buradaki almaçlar aşırı ve uzun süreli uyarımlardan dolayı koruyucu olarak yorulma özelliğine sahiptir.
E. DERİ
Vücut çevresini örten ince, esnek ve canlı bir dokudur. Hücreleri sık dizilimli olup çok farklı görevleri yapabilir. İki tabakadan oluşur.
• Üst deri : Derinin en dış kısmıdır. Dış ortamla etkileşim halindedir. İki kısımdan oluşur.
Ölü kısım (Korun) : Protein tabakasından oluşur. Yabancı maddelerin vücuda girmesini önler.
Canlı kısım (Malpigi) : Deriye özel renk kazandırır. Ölü tabakanın sürekli olarak yenilenmesini sağlar.
• Alt deri : Derinin beslenmesini, uyarıları almasını, kılların oluşmasını sağlayan kısımdır.
DESTEK ve HAREKET SİSTEMLERİ
İnsanların yer ve yönlerini değiştirmelerine hareket denir. Hareketi sağlayan organlar hareket sistemini oluşturur. Destek ve hareket sisteminin oluşmasında kemikler, kaslar ve eklemler kullanılır.
1. İskelet
Kemiklerin birleşmesiyle oluşan yapıya iskelet denir. İnsan iskeletinde 210 civarında kemik bulunur. İskeleti oluşturan kemikler eklemlerle birbirine bağlanırlar. İskelet insan vücudunda;
– Genel şeklini kazandırır.
– Aktif hareketi sağlar.
– İç organlara desteklik sağlar.
– Merkezi sinir sistemini dış etkilerden korur.
– Kan hücrelerini üretir ve mineral depolar.
İnsan iskeleti özelliğine göre 3 kısımdan oluşur.
a. Baş iskeleti : Kafatası kemiklerini oluşturur. Beyin ve beyinciği dış etkilerden korur. Çene kemikleriyle beslenmeyi sağlar. Yapısında yüz, elmacık, burun, çene ve şakak kemikleri bulunur.
b. Gövde iskeleti : Vücudun karın ve göğüs kısımlarını oluşturur. İç organları tutar. Kalp ve akciğeri korur. Yapısında omurga, kaburga, kürek, köprücük, göğüs kemikleri bulunur.
c. Üye iskeleti : Kol ve bacakların oluşmasını sağlar. Aktif hareket ve ellerin oluşmasında etkili olur. Uyluk, kaval, baldır, pazu, dirsek, parmak kemiklerinden oluşur.
Şekil ve büyüklüğüne göre 4 çeşit kemik bulunur.
• Kısa kemik : Eni boyuna yakın olan kemiklerdir. El ve ayaklardaki parmak ve bilek kemikleri bu gruba girer.
• Uzun kemik : Boyu eninden uzun olan kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunur.
• Yassı kemikler : Yüzeyi geniş, levha şeklindeki kemiklerdir. Kafatası, kaburga, kürek, köprücük, çene kemiği bu gruba girer.
• Düzensiz şekilli kemikler : Belli bir şekle sahip olmayan omurlar bu gruba girer.
Kemiğin Yapısı
Kemiklerin enine kesilmesi durumunda farklı yapı ve özelliklerdeki kısımlardan oluştuğu görülür. Yapısında kemik zarı, sert kemik dokular, süngersi kemik doku, kemik kıkırdağı, sarı ilik ve kırmızı ilik bulunur.
Kemik zarı (periost) : Kemiğin dışında bulunur. Kemiğin beslenmesini, büyümesini, (kalınlaşmasını) ve onarılmasını sağlar.
Kemik kıkırdağı : Kemiğin uç kısmında bulunur. Kemiğin boyuna uzaması ve eklemlerin oluşmasını sağlar.
Sert kemik dokusu : Mineral oranı fazla olan sıkı dizilimli kısımdır. Kemiğe direnç ve şekil kazandırır.
Süngersi kemik dokusu : Kemik içerisinde oyuk şeklinde boşluklar oluşturur.
Sarı ilik : Yağ depolanmasında etkili olur.
Kırmızı ilik : Alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarının üretilmesini sağlar.
2. Eklemler
İskeleti oluşturan kemiklerin birbirine bağlanmasını sağlayan yapılara eklem denir. Kemiklerin hareket yeteneğine göre 3 çeşidi bulunur.
a. Oynamaz eklemler : Bağladığı kemiklerin hareket etme yeteneği yoktur. kemikleri tamamen birleştirmiştir, Kafatası ve kalçada bulunur.
b. Yarı oynar eklemler : Kemiklerin kısıtlı ve dar açıda hareket etmesini sağlar. Omurgadaki eklemler gibi.
c. Oynar eklemler : Kemiklerin farklı şekil ve açıda hareketine imkan sağlar. Kol ve bacaklardaki eklemler bu gruba girer.
3. Kaslar
Uzayıp kısalma şeklinde, şeklini değiştirebilen hücrelerden oluşurlar. Yapısında, kas dokunun hücreleri demet şeklinde bulunur. Kasların kasılıp gevşemesi sinirlerin uyarılarıyla gerçekleşir. Çalışmaları sırasında bol miktarda enerji harcarlar. İnsan vücudundaki kaslar;
– Aktif hareketi sağlar.
– Bazı iç organlara hareket yeteneği kazandırır.
– Kalbin çalışmasını sağlar.
– Konuşmanın gerçekleşmesini sağlar.
– Yedek enerji depolanmasını sağlar.
Kasların kasılması sırasında kısalma, şişme, sertleşme ve kalınlaşma gerçekleşir. Kol ve bacaklardaki kemiklerin çalışması sırasında ön ve arkada birbirine zıt çalışan kaslar bulunur. Bu zıt (açıcı ve bükücü) kasların kasılıp gevşemesiyle kol ve bacaklardaki bükülme ve gerilmeler gerçekleşebilir.
BESİNLER ve SİNDİRİM SİSTEMİ
A. BESİNLERİN ÖZELLİKLERİ
Canlıların temel özelliklerinden birisi de beslenmedir. Besin maddelerinin üretilerek ya da dışarıdan alınarak vücutta kullanılmasıyla gerçekleşir. Beslenmede kullanılan maddelere besinler denir. Besinler canlı vücudunun büyümesinde, onarılmasında ve yaşamın düzenlenmesinde etkili olur. Üretici canlılar kendi besinlerini yaparken, tüketici olanlar dışarıdan hazır olarak alırlar. Tüketici canlıların kullandığı besinler 2 grupta bulunur.
a. Bitkisel besinler : Bitkilerin vücudunu oluşturan yaprak, meyve, tohum, kök gibi kısımlardır.
b. Hayvansal besinler : Hayvanların vücudu ve faaliyetiyle oluşurlar. Et, süt, yumurta, bal, yoğurt, peynir bu gruba girer. Kimyasal yapılarına ve özelliklerine göre besin maddeleri 2 alt grupta incelenir.
Organik besinler : Canlı hücrelerde, biyolojik reaksiyonlar sonucu üretilirler. Protein, yağ, şeker, vitamin gibi.
İnorganik besinler : Toprak üzerinde ve içinde doğal olarak bulunurlar. Su, mineraller gibi.
Besin maddeleri canlı vücudunda kullanıldığı görevlere göre 3 grupta incelenir.
• ENERJİ VERİCİ-karbonhidratlar-yağ-protein
• YAPICI-ONARICI-karbonhidrat-yağ-protein-su-mineral
• DÜZENLEYİCİ-protein-vitamin-su-mineral
1. Karbonhidratlar (Şekerler)
C, H, O elementlerinin birleşmesiyle oluşur. Fotosentez
Çok hücreli, gelişmiş yapılı canlıların (insanlar, omurgalı ve bazı omurgasız hayvanlar) vücudu özel görevler yapan organ ve sistemlerden oluşur. Vücudu oluşturan kalp, akciğer, kas, böbrek, mide… gibi organlar ile bazı organların oluşturduğu dolaşım, boşaltım, solunum, sindirim… gibi sistemlerin birbirine bağlı, koordineli ve ahenkli çalışmasını sağlayan, yöneten sisteme sinir sistemi denir. İnsanda sinir sistemi vücudu etkileyen iç ve dış etkiler karşısında, organ ve sistemlerin çalışmasını düzenler. Sinir sistemi vücuttaki uyarılma, değerlendirme, uyarma, görevlerini etkili ve hızlı bir şekilde gerçekleştirir. Sinir sistemi yapı ve görevlerindeki farklılığa dayanarak kısımlara ayrılır. Bunlar merkezi ve çevresel sinir sistemleridir.
Merkezi Sinir Sistemi
Sinir sisteminin yönetim ve değerlendirme ile ilgili kısmıdır. Vücudun idare merkezi olup organ ve sistemlerin çalışma düzenlerini ayarlar. Merkezi sinir sistemi özel sinirsel organlardan oluşur. Kafatası ve omurga kemikleri arasında korunan bu sinirsel organlar beyin, beyincik, omurilik soğanı ve omuriliktir.
a)Beyin : Merkezi sinir sisteminin en önemli organı olan beyin, kafatası içerisinde bulunur. Süngersi ve çok hassas yapıda olan beyni, kafatası kemikleri çarpma, vurma, darbe, mikroplar… gibi dış etkilere karşı korur. Milyonlarca sinir hücresinin örümcek ağı şeklinde birleşmesiyle oluşan beyin, simetrik yapılı olup sağ ve sol iki yarım küreden oluşur. Beyin yarım kürelerinin yüzeyinin girintili çıkıntılı yapıda olması beynin yüzeyini genişletir. Vücudun irade merkezi olan beyin, vücutta bilinçli şekilde yapılabilen yaşamsal olayları yönetir. Beynin görevleri arasında;
·Duyu organlarından gelen bilgilerin değerlendirilmesi,
·İskelet (kol-bacak) kaslarının çalıştırılması,
·Öğrenme, düşünme, hafıza, hayal kurma,
·Bilgi üretme, problem çözme, konuşma… bulunur.
b)Beyincik : Kafatasının arka tarafında beyinle omurilik soğanı arasında bulunur. Yapı ve görünüşü beyine benzediği için bu ismi almıştır. Sağlı sollu 2 yarım küreden oluşur ve yüzeyi girintili çıkıntılıdır. Beyincik vücudun denge organı olup düzenli kas hareketlerinin yapılmasını sağlar. Beyincik kulaktaki yarım daire kanalları, ayak tabanındaki ve gözdeki duyu hücrelerinden aldığı uyarıları değerlendirir. Değerlendirme sonucunda beyinle etkileşerek iskelet kaslarının çalışma tempo ve düzenini ayarlar.
·İnsanların ritimsel yürümesi, koşması,
·Kuşların havada ahenkli uçması,
·Balıkların suda düzenli yüzmesi… örnek verilebilir.
c)Omurilik Soğanı : Omurga kemikleri içerisinde beyinle omurilik arasında bulunu. Omuriliğin devamı şeklinde görülüp yapısı beyne benzemez. Dış kısmı düzdür. İç organların yönetimi ile sinirsel iletimde görev yapar. Canlı yaşamı için çalışması şarttır.
·Beyinle omurilik arasında sinirsel bilgi iletimini,
·Kalp, akciğer, bağırsak, mide, damar… gibi iç organların istemsiz çalışmasını,
·Çiğneme, yutma, nefes alma, aksırma… olaylarını kontrol eder.
d)Omurilik : Omurga kanalı içerisinde yer alır. Omurgadaki omur kemikleri, bu sinirsel organı dış etkilere karşı korur. Omuriliğin dış kısmı düzdür. Omurilik sinirleri kafatasından itibaren oturak kemiklerine kadar uzanır. Omurilik vücutta ağaç kökü şeklinde tüm vücuda, sinirsel dallar verir. Vücut ile merkezi sinir sitemi arasındaki bağlantıyı sağlar. Özellikle beyinle bağlantısında bir farklılık görülür. Vücudun sağ tarafını beynin sol tarafına ve vücudun sol tarafını da beynin sağ tarafına bağlar. Çalışması canlı yaşamı için şart olan omurilik;
·Beyin, omurilik, omurilik soğanı ile vücut organları arasındaki sinirsel iletimi,
·Ani ve güçlü etkilere karşı istemsiz tepki gösterilmesi (refleks) olaylarını kontrol eder.
Çevresel Sinir Sistemi
Lifsi yapıdaki sinir tellerinden (hücrelerinden) oluşur. Merkezi sinir sistemi organları ile vücut organları arasında uyarı, emir ve duyuları taşır. Duyu organlarından beyne uyarıları taşırken, beyin ve omurilikten kas ve salgı bezlerine emirleri iletir.
SİNİRLER VE ÖZELLİKLERİ
Merkezi ve çevresel sinir sistemleri yapısal birim olan sinir hücrelerinden oluşur. Sinir hücrelerinin bir adı da nörondur.
Sinir sisteminde milyonlarca nöron bulunur. Nöronlar genel olarak hücre gövdesi ve uzantılar olmak üzere 2 kısımdan oluşur.
·Hücre Gövdesi : Çekirdek, sitoplazma ve organelleri taşır. Sinir hücresinin yönetilmesini ve yaşatılmasını sağlar.
·Uzantılar : Uyarıları alma ve iletme görevini yapar. Uzantılar, 2 çeşit olup kısa ve çok sayıda olanına dentrit, uzun ve bir tane olanına akson denir.
Sinir hücrelerinde taşınan sinirsel bilgilere (mesajlara) uyartı (impuls) denir. Bir sinir hücresi üzerinde uyartıların taşınma hızı sabittir. Sinir sistemindeki duyu nöronları merkezi sinir sistemine uyartıları taşırken, motor nöronlarda merkezi sinir sisteminden organlara doğru uyartıları taşır.
Ayrıca akson üzerindeki mumsu yapıda yağlı miyelin tabakası bulunur. Miyelin tabakası akson ile çevresi arasında yalıtımı sağlayarak uyartıların iletim hızını artırır. Sinir sistemini oluşturan milyonlarca nöron arasındaki bağlantı yerine sinaps denir. Sinapslarda uyartılar kimyasal olarak taşınır. Sinapslar sayesinde tüm sinirler doğrudan yada dolaylı olarak birbirleriyle bağlantı kurar.
Sinir sisteminde görevlerine göre 3 çeşit sinir hücresi bulunur.
Duyu Nöronları : Duyu organlarından beyne bilgi taşır.
Motor Nöronlar : Beyin, beyincik, omurilik, omurilik soğanından vücut organlarına emirleri taşır.
Ara Nöronlar : Beyin, beyincik, omurilik, omurilik soğanının yapısını oluşturur. Bilgi-işlem merkezleri olup sinirsel bilgi değerlendirmesini yaparlar.
Not : Sinirsel bilgiler (uyartılar); nöronların dentrit ve aksonları üzerinde elektriksel değişmelerle iletilirken, nöronlar arasında da kimyasal değişmelerle iletilir.
REFLEKS OLAYI
Duyu organlarına yapılan ani, hızlı ve güçlü uyarılara karşı kaslar, bezler… yardımıyla aynı şekilde tepki gösterilmesine refleks denir. Refleks davranışları bilinçsiz olarak yapılır ve omurilik tarafından yönetilir. Refleks olayı vücudu koruyan bir mekanizmadır.
Refleksler kazanılma şekline göre 2’ye ayrılır.
a)Doğuştan kazanılan (şartsız) refleks : Kişinin kalıtsal yapısında bulunur. Doğumdan itibaren hayat boyu yaşamı etkiler. Nesilden nesile aktarılır.
·Diken batan parmağın çekilmesi
·Diz kapağına vurulduğunda ayağın uzatılması
·Yüksek ışıkta göz bebeğinin küçülmesi
·Gürültülü seste yere kapanma…
b)Sonradan kazanılan (şartlı) refleks : Kişinin kalıtsal yapısından olmayıp öğrenilme sonucu sonradan kazanılır.
·Limon sesini duyunca ağzın sulanması
·Zil sesini duyan köpeklerin ağzının salya çıkarması
1- Denetleyici ve Düzenleyici Sistemler :
Canlı vücudundaki hücre, organ ve sitemlerin birlikte ve düzenli çalışmasını sağlayan, yaşamsal faaliyetleri yöneten ve kontrol eden sisteme denetleyici ve düzenleyici sistem denir. Denetleyici ve düzenleyici sistem, sinir sistemi ve endokrin (iç salgı = hormonal) sistemden oluşur.
Canlı vücudunda sinir ve endokrin sistemleri birlikte ve birbirlerine bağlı olarak çalışırlar. Sinir sistemi çok hızlı çalışıp organları anında etkilerken endokrin sistemi yavaş çalışır ve organları uzun sürede etkiler ve denetler. (Bunun nedeni, hormonların kanla taşınmasıdır).
Hayvanlarda sinir ve endokrin sistemi birlikte bulunurken bitkilerde sadece salgı sistemi bulunur.
2- Endokrin (İç Salgı = Hormonal) Sistem :
Hormonlar ve hormon üreten salgı bezlerden oluşan sisteme endokrin sistemi denir. Endokrin sisteminin çalışmasını sinir sistemi sağlar.
Canlı vücudunda özel salgılar (ter, süt, yağ, gözyaşı, kulak kiri, sümük, tükürük, enzim, hormon) üretebilen hücrelerin oluşturduğu hücre toplulukların salgı bezi denir. Canlı vücudunda iç salgı bezi, dış salgı bezi ve karma bez olarak üç farklı salgı bezi bulunur.
Ürettiği salgılarını doğrudan kana verebilen bezlere iç salgı bezi (hormon üreten bez), bu bezlerin ürettiği salgılara da iç salgı veya hormon denir.
Ürettiği salgılarını bir kanal ile vücut dışına çıkarabilen (veren) bezlere dış salgı bezi, bu bezlerin ürettiği salgılara da dış salgı denir.
Ürettiği salgılarını hem kana veren hem de vücut dışına çıkarabilen (verebilen) bezlere karma bez denir. Pankreas ve eşeysel bezler (testisler ve yumurtalıklar) karma bezlerdir.
3- Hormonlar ve Hormon Üreten (Salgılayan) Bezler :
Ürettiği salgılarını doğrudan kana verebilen bezlere iç salgı bezi (hormon üreten bez), bu bezlerin ürettiği salgılara da iç salgı veya hormon denir. İç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar, vücuttaki ilgili organa kan yoluyla taşınırlar.
İnsanlarda; hipofiz, epifiz, tiroit, paratiroit, timüs, böbrek üstü (adrenal), pankreas ve eşeysel bezler (testisler ve yumurtalıklar) iç salgı bezleridir.
a) Hipofiz Bezi ve Görevleri :
Beynin alt tarafında (temel kemiğinin çukur kısmında) yer alan nohut büyüklüğünde ve pembe renkli olan iki parçalı bir bezdir.
Görevleri :
1- Salgıladığı hormonlarla diğer iç salgı bezlerinin (tiroit, eşeysel bezler) çalışmasını sağlar.
2- Sinir sistemi ve iç salgı sistemi arasında bağlantıyı kurar.
3- Vücudun su dengesini kontrol eder (Böbreklerden suyun geri emilmesini sağlar).
4- Kan basıncını kontrol eder.
5- Vücudun büyümesini sağlayan büyüme hormonu üretir. Büyüme hormonunun az salgılanması durumunda cücelik, fazla salgılanması durumunda devlik (akromegali) ve çirkinlik (jigantizm) oluşur.
b) Epifiz Bezi ve Görevleri :
Hipofiz bezinin arkasında, beyin yarım kürelerinin arasında bulunan bezdir. (Salgıladığı hormon ve görevi kesin olarak bilinmemektedir.
Görevleri :
1- Salgıladığı hormonlarla erkeklerde testislerin, dişilerde yumurtalıkların (yani eşeysel bezlerin) küçük yaşlarda (9 – 12) gelişmesini önler. 9 – 12 yaşlarından sonra kaybolur ve eşeysel bezler gelişir.
c) Tiroit Bezi :
Boynun ön kısmında, gırtlağın altında, soluk borusunun iki yanında yer alan iki parçalı (loblu) bezdir. (H harfine benzer ve 25 gr dır).
Tiroit bezi tiroksin ve kalsitonin hormonlarını salgılar. Tiroit bezi iyot denilen madensel tuz sayesinde çalışır.
Tiroksin Hormonunun Görevleri :
1- Vücuttaki büyüme ve gelişmeye yardım eder.
2- Vücuttaki metabolizma (yapım ve yıkım olayları) hızını düzenler.
3- Doğumdan sonra az salgılanırsa kretenizm denilen cücelik ve zeka geriliği görülür.
4- Yetişkinlerde az salgılanırsa ruh ve beden uyuşukluğu görülür.
5- Fazla salgılanırsa metabolizma hızlanır, kan basıncı artar, kan dolaşımı hızlanır, aşırı terleme ve sinirlilik oluşur.
Kalsitonin Hormonunun Görevleri :
1- Kandaki (kalsiyum ve fosfor) madensel tuz miktarını ayarlar. (Kandaki kalsiyum ve fosfor gibi madensel tuzların kemiklere geçmesini sağlar).
2- Kemiklerin sertleşmesine yardımcı olur.
3- Eksikliğinde kandaki (kalsiyum ve fosfor) madensel tuzlar kemiklere geçemez ve kemik erimesi oluşur.
NOT : 1- Tiroksin hormonunun yapısında iyot denilen madensel tuz bulunur. Tiroit bezi
tiroksin hormonunu üretebilmek için iyoda ihtiyaç duyar. Vücutta iyot eksikliğinde tiroit bezi (hipofiz bezinin uyarması sonucu) tiroksin hormonu üretebilmek için fazla çalışır ve büyür. Tiroit bezi büyüyünce guatr hastalığı oluşur. Bu nedenle iyotlu tuzlar kullanılmalıdır. Ayrıca kırmızılahana vücutta iyot kullanımını önler. Bu da guatr hastalığına yol açar. (Karadenizliler çok lahana kullanırlar).
d) Paratiroit Bezi :
Tiroit bezinin arkasında (ve iki yanında) bulunan dört parçalı bezdir (1 gr). Paratiroit bezi parathormon üretir. Bu hormon kalsitonin hormonuna zıt olarak çalışır. Yani kemiklerdeki fazla olan (kalsiyum ve fosfor gibi) madensel tuzların kana geçmesini sağlar. Kandaki kalsitonin hormonu artınca kandaki parathormon miktarı azalır. Kandaki kalsiyum kemiklere fazla geçerse kandaki kalsitonin hormonu azalır, parathormon artar ve artınca da kemiklerde fazla biriken kalsiyumun tekrar kana geçmesini sağlar.
Görevleri :
1- Kandaki (kalsiyum ve fosfor gibi) madensel tuz dengesini ayarlar. Kemiklerdeki kalsiyumun kana geçmesini sağlar.
2- Az salgı üretilirse kandaki kalsiyum kemiklerde birikip kana tekrar geçemez ve kandaki fosfor miktarı artar. Buda kaslarda ağrılı kasılma ve titreme şeklindeki tetani hastalığına yol açar.
e) Timüs Bezi ve Görevleri :
Tiroit bezinin altında bulunan ve çocuklarda 3 yaşından sonra yavaş yavaş kaybolan bezdir.
Görevleri :
1- Çocukluk döneminde vücudu mikroplara karşı korur.
f) Böbrek Üstü (Adrenal) Bezleri :
Böbreklerin üst kısmına yapışmış halde (sarımtırak renkli) iki tane olan bezdir. Böbreklerle doğrudan ilişkisi yoktur. Böbrek üstü bezlerinden yeterince hormon salgılanamaması durumunda deri tunç rengin alır, kan basıncı düşer ve tunç (addison) hastalığı oluşur.
Böbrek üstü bezleri; adrenalin (nörodrenalin), aldesteron, kortizon hormonlarını üretir. (Böbreklerdeki öz bölgesi adrenalin, kabuk bölgesi kortizon hormonlarını üretir).
Adrenalin (Nörodrenalin) Hormonunun Görevleri :
1- Kan basıncını düzenler.
2- Kandaki şeker miktarını düzenler.
3- Korku, öfke, heyecan, açlık gibi durumlarda kandaki adrenalin miktarı artar (fazla salgılanır). Bu sonucunda kan basıncı (tansiyon), kalp atışı, kan şekeri yükselir ve göz bebekleri büyür.
4- Kandaki karbonhidrat – şeker miktarını ayarlar. Karaciğer ve kaslarda depolanan glikojeni glikoza dönüştürür.
Kalsitonin Hormonunun Görevleri :
1- Proteinlerin (fazla olanının) karbonhidratlara dönüşmesini sağlar.
2- Az salgılanırsa kan basıncı düşer, deri tunç rengini alır ve tunç = addison hastalığı oluşur.
Aldesteron Hormonunun Görevleri :
1- Vücudun su ve madensel tuz dengesini ayarlar.
g) Pankreas Bezi ve Görevleri :
Midenin alt kısmında bulunan, yaprak şeklinde olan hem iç hem de dış salgı üreten karma bezdir.
Pankreas, sindirim olaylarında kullanılan sindirim enzimlerini (pankreas öz suyu içindeki amilaz, lipaz, tripsin enzimlerini) üreterek on iki parmak bağırsağına verir ve dış salgı bezi olarak görev yapar.
Pankreas, insülin ve glukagon hormonlarını üreterek kana verir ve iç salgı bezi olarak görev yapar. (İnsülin hormonu α hücrelerinde, glukagon hormonu β hücrelerinde üretilir).
Görevleri :
1- Salgıladığı insülin ve glukagon hormonları ile kandaki şeker miktarını ayarlar.
2- Salgıladığı sindirim enzimleri ile besinlerin parçalanmasını sağlar (sindirim olayına yardım eder).
İnsülin Hormonu :
Kandaki glikoz (şeker) miktarının azalmasını sağlayan hormondur. İnsülin hormonu, kandaki glikozun (şekerin) hücrelere geçmesini, kandaki fazla glikozun glikojene çevrilerek karaciğer ve kaslarda depolanmasını sağlar. (Karaciğer ve kaslarda glikojen deposu dolmuşsa fazla olan glikozun yağa dönüştürülerek deri altında ve iç organların etrafında depolanmasını sağlar).
İnsülin hormonu, az salgılanırsa, kandaki glikoz (şeker) yeterince hücrelere geçemez ve idrarla vücut dışına atılır. Bunun sonucunda şeker hastalığı (diyabet) oluşur. Şeker hastası olan insanlara dışarıdan iğne ile insülin hormonu verilir (insülin iğnesi yapılır).
İnsülin hormonu fazla salgılanırsa, kandaki glikoz (şeker) hızlı ve fazla bir şekilde hücrelere geçer. Bunun sonucunda sinirsel bozukluklar ve bazen ölüm ortaya çıkar.
Glukagon Hormonu :
Kandaki glikoz (şeker) miktarının artmasını sağlayan hormondur. Kandaki glikoz (şeker) miktarı düşerse, karaciğer ve kaslarda depolanan glikojenin glikoza dönüşüp kana geçmesini sağlar.
h) Eşeysel Bezler (Testisler ve Yumurtalıklar) :
Erkeklerde testisler (er bezleri), dişilerde yumurtalıklar (ovaryum) eşeysel bezlerdir. Eşeysel bezler hem iç hem de dış salgı üreten karma bezlerdir.
Eşeysel bezler, üreme hücresi ürettiği için dış salgı bezi olarak, hormon üretip kana verdiği için de iç salgı bezi olarak görev yaparlar.
Testisler ve Görevleri :
1- Sperm hücrelerini üretirler.
2- Androjen (testosteron) hormonunu üretirler. Bu hormon erkeklik hormonudur ve sesin kalınlaşmasını, erkeklerin kendine özgü vücut özelliklerinin belirlenmesini, sakal ve bıyık çıkmasını ve sperm hücrelerinin belli bir yaştan sonra üretilmesini sağlar.
Yumurtalıklar ve Görevleri :
1- Yumurta hücrelerini üretirler.
2- Östrojen ve progesteron hormonlarını üretirler. Bu hormonlar dişilik hormonlarıdır ve sesin incelmesini, dişilerin kendine özgü vücut özelliklerinin belirlenmesini, (sakal ve bıyık çıkmamasını) ve yumurta hücrelerinin belli bir yaştan sonra olgunlaşmasını (yumurta kanallarına verilmesini) sağlar.
NOT : 1- İç salgı bezleri hipotalamusun (beynin bölümünün), hipofiz bezinin denetiminde
çalışır.
2- Şeker hastaları fazla yemek yer ve çok su içerler.
3- Hipofiz bezinin salgıladığı anti di üretik hormonu idrarın düzenli oluşmasını sağlar. Az salgılanırsa fazla idrar oluşur.
4- Bazı hormonlar ve görevleri :
• FSH (FUH) (Folikül Uyarıcı Hormon) :
Yumurtalıkta yumurta üretilmesini sağlar.
• LH (Lüteinleştirici Hormon) :
Yumurtalıkta östrojen ve progesteron üretilmesini sağlar.
• LTH (LUH) (Lüteotropik Hormon) :
Süt salgısının üretilmesini sağlar.
• FSH (FUH) (Folikül Uyarıcı Hormon) :
Testislerdeki seminifer tüpçüklerinin gelişmesini ve sperm üretilmesini sağlar.
• LH (Lüteinleştirici Hormon) :
Testislerde androjen (testosteron) üretilmesini sağlar.
• ACTH (Böbrek Üstü Bezlerini Uyarıcı Hormon) :
Böbrek üstü bezlerinin adrenalin, nörodrenalin, kortizon, aldesteron üretmesini sağlar.
• TUH (Tiroit Uyarıcı Hormon) :
Tiroksin bezinin tiroksin üretmesini sağlar.
• STH (SUH) (Büyüme Hormonu) :
Büyümenin gerçekleşmesini sağlar.
4- Sinir Sistemi :
Çevreden gelen uyarıları alan, bu uyarıları beyine (merkezi sinir sistemine) ileten, beynin (gelen uyarılara) verdiği cevabı ilgili organa ya da kaslara taşıyan, akıl, zeka, düşünme, öğrenme-, konuşma, hafıza gibi istemli hareketleri gerçekleştiren, vücudun düzenli çalışmasını ve bütünlüğünü sağlayan sisteme sinir sistemi denir.
Sinir sistemi nöron denilen sinir hücrelerinden oluşur. Sinir hücrelerinin birleşerek oluşturduğu ve vücudu bir ağ gibi saran yapıya sinir denir.
Sinir sistemi yapı ve görevlerine göre merkezi sinir sistemi ve çevresel sinir sistemi olmak üzere iki bölümde incelenir.
Sinir Hücresi (Nöron) ve Yapısı :
Vücudun en fazla özelleşmiş ve farklılaşmış hücrelerine nöron denir. Nöronlar, sinir sisteminin temel görev ve yapı birimidir. Hem merkezi hem de çevresel sinir sistemi nöronlardan oluşmuştur.
Nöronları birbirine bağlanarak sinirleri, vücuttaki sinirlerin tamamı da sinir sistemini oluşturur.
Nöronlar, çevreden gelen uyarıları almak ve bu uyarıları taşımakla görevlidir. Nöronlar belli bir yaştan sonra bölünme özelliğini kaybederler.
Nöronlar; hücre gövdesi, dendrit ve akson olarak üç kısımdan oluşurlar.
1- Hücre Gövdesi :
Nöronun çekirdek, sitoplazma ve organellerinin bulunduğu kısımdır.
2- Dendrit :
Nöronun hücre gövdesinden çıkan kısa uzantılardır. Tek ya da çok sayıda olabilirler. Dendritler, çevreden veya bir başka nörondan gelen uyarıları (uyartıları) alarak hücre gövdesine iletirler.
3- Akson :
Nöronun hücre gövdesinden çıkan tek ve uzun kısımdır. Dendritler tarafından alınarak hücre gövdesine iletilen uyartıları alarak (elektriksel yük değişimi sayesinde) bir başka nöronun dendiritine taşırlar.
Aksonların dış yüzeyinde bulunan ve yağ dokudan yapılan koruyucu kılıfa miyelin kılıf denir. Miyelin kılıf, uyartıların akson boyunca daha hızlı iletilmesini sağlar.
• Miyelinli aksonlarda uyartılar 120 m/sn’lik hızla iletilirler.
• Miyelinsiz aksonlarda uyartılar 12 m/sn’lik hızla iletilirler.
Sinaps :
Bir nöronun akson ucu ile diğer nöronun dendritinin birbirine bağlandığı yere sinaps denir. (Nöronların birbirine bağlandığı yere sinaps denir). Bir nörondaki uyartı diğer nörona sinaps bölgesinden salgılanan sinir hormonları sayesinde geçer (iletilir).
a) Çevresel Sinir Sistemi :
Çevreden gelen uyarıları alan, bu uyarıları merkezi sinir sistemine (beyine ve omuriliğe) ileten, merkezi sinir sisteminin gelen uyarılara verdiği cevabı kaslara ya da organlara ileten, vücuttaki organlar ve kaslar ile merkezi sinir sistemi arasındaki iletimi (bağlantıyı) sağlayan sisteme çevresel sinir sistemi denir.
Çevresel sinir sistemi, nöronların birbirine bağlanmasıyla oluşan ve vücudu bir ağ gibi saran sinirlerden oluşur. Sinirler görevlerine göre duyu sinirleri, hareket (motor) sinirleri ve bağlantı (ara) sinirleri olarak üç çeşittir.
1- Duyu Sinirleri :
Çevreden veya iç organlardan gelen uyarıları alarak bu uyarıları merkezi sinir sistemine (beyine veya omuriliğe) ileten (duyu organlarından veya iç organlardan çıkan) sinirlere duyu sinirleri denir.
2- Bağlantı (Ara) Sinirleri :
Merkezi sinir sisteminde (beyinde veya omurilikte) gelen uyarıları değerlendiren, bu uyarılara cevap veren, duyu ve hareke sinirleri arasındaki bağlantıyı sağlayan sinirlere bağlantı (ara) sinirleri denir.
3- Hareket (Motor) Sinirleri :
Merkezi sinir sisteminin gelen uyarılara verdiği cevabı kaslara ya da organlara (duyu organı veya iç organ) taşıyan (ileten) sinirlere hareket (motor) sinirleri denir.
Çevresel Sinir Sisteminin Çalışması :
Canlıyı etkileyen, çevreden veya iç organlardan veya kaslardan gelen iç ve dış değişmelere (etkilere = değişikliklere) uyarı denir. Uyarıların sinir hücrelerinde oluşturduğu değişmelere uyartı veya impuls denir.
Çevreden, iç organlardan ya da kaslardan gelen uyarılar, duyu organlarında, iç organlarda veya kaslarda bulunan nöronların dendritleri ile alınarak hücre gövdesine iletilir. Uyartılar hücre gövdesinden aksonlara geçerek akson boyunca elektriksel ve kimyasal değişikler sayesinde taşınarak akson ucuna iletilir. Akson ucundaki uyartılar akson ucundan salgılanan sinir hormonları sayesinde sinaps bölgesinde diğer nöronun dendritine geçer. Uyartılar bu şekilde bir nörondan diğerine aktarılarak (duyu) sinirler sayesinde merkezi sinir sistemine taşınır. Merkezi sinir sistemine gelen uyartılar burada (bağlantı – ara nöronları tarafından) değerlendirilir ve verilen cevap (hareket – motor nöronları tarafından) aynı yolla ilgili organa iletilir.
Sinirlerde uyartı iletimi;
b) Merkezi Sinir Sistemi :
Canlı vücudunu yöneten, organların ve sistemlerin düzenli çalışmasını sağlayan, çevreden, iç organlardan veya kaslardan gelen uyartılara cevap veren, akıl, zeka, düşünme, öğrenme, konuşma, yazma, hafıza, yürüme gibi istemli hareketlerin gerçekleşmesini sağlayan sisteme merkezi sinir sistemi denir. Merkezi sinir sistemi milyonlarca nörondan oluşur.
Merkezi sinir sistemi beyin, beyincik, omurilik ve omurilik soğanı olmak üzere dört kısımdan oluşur.
1- Beyin :
Kafatası kemikleri arasında bulunan, iki yarım küreden (sağ ve sol lob) oluşan, dış yüzeyi girintili çıkıntılı olan, dış yüzeyinde koruyucu bir zar bulunan ve milyonlarca nörondan oluşan organa beyin denir.
Beynin Görevleri :
1- Düşünülerek yapılan istemli hareketleri gerçekleştirir. (Akıl, zeka, düşünme, öğrenme, hafıza, hayal kurma, değerlendirme, yazma, okuma, konuşma, müzik aleti çalmayı öğrenme).
2- Beş duyu organından (göz, kulak, burun, dil, deri) gelen uyartıları değerlendirir ve beş duyu organının merkezleri (görme, işitme, koku alma, tat alma, hissetme merkezleri) buradadır.
3- Vücudu yönetir ve kontrol eder.
4- Vücudun hareket etmesini sağlar. (Vücudun hareket etmesi için kaslara emir verir).
2- Beyincik :
Beynin arka ve alt kısmında, beyin ile omurilik soğanı arasında bulunan, iki yarım küreden oluşan, dış yüzeyi kıvrımlı ve koruyucu bir zarla örtülü olan, küçük beyinde denilen organa beyincik denir.
Beyinciğin Görevleri :
1- Kulaktaki yarım daire kanalları ile birlikte vücudun dengesini sağlar.
2- Vücuttaki kasların dengeli ve düzenli (uyumlu) çalışmasını sağlar.
3- Omurilik Soğanı :
Beynin arka ve alt kısmında, beyin ile omurilik arasında bulunan (soğana benzeyen), dış yüzeyi düz ve koruyucu bir zarla örtülü olan organa omurilik soğanı denir.
Omurilik Soğanının Görevleri :
1- Beyin ve omurilik arasında uyartıların geçişini sağlar.
2- İstek dışı çalışan iç organların (kalp, böbrek, mide, bağırsaklar, karaciğer) çalışmasını sağlar.
3- İstek dışı gerçekleşen soluma, yutma, kalp atışı, kasılma, gevşeme, hapşırma gibi faaliyetleri denetler ve kontrol eder.
4- İstek dışı çalışan sistemleri (solunum, dolaşım, boşaltım, sindirim) çalışmasını denetler ve kontrol eder.
4- Omurilik :
Sırttaki omurganın içinde bulunan omurilik kanalında yer alan sinirler topluluğuna omurilik denir. Vücuttaki organlardan beyine, beyinden de organlara giden sinirler omurilikten geçer ve bu sinirler omurilikte çaprazlanır. Vücudun sağ tarafından gelen sinirler beynin sol yarım küresine, vücudun sol tarafından gelen sinirler de beynin sağ yarım küresine gider.
Omuriliğin Görevleri :
1- Düşünülmeden ani olarak yapılan hareketlerin yani reflekslerin gerçekleşmesini ve reflekslere tepki verilmesini sağlar.
2- Beyin ile organlar arasındaki sinirlerin geçişini (ve çaprazlanmasını) sağlar.
3- Beyin ile birlikte alışkanlık hareketlerinin yani kazanılmış reflekslerin gerçekleşmesini ve denetlenmesini sağlar. (Koşma, bisiklete binme, araba kullanma, yüzme, örgü örme, dans etme, konuşma, bakmadan yazı yazma).
NOT : 1- Canlıyı etkileyen, çevreden veya iç organlardan gelen değişmelere uyarı denir.
2- Uyarıların sinir hücrelerinde oluşturduğu değişmelere uyartı denir.
3- Nöronlar belirli bir yaştan sonra bölünme yeteneğini kaybederler.
4- Uyartılar nöronlarda elektriksel ve kimyasal değişikliklerle taşınır.
5- Sinaps bölgesinde bir nörondaki uyartı, diğer nörona sinir hormonları sayesinde aktarılır.
6- Miyelin kılıf, aksonların etrafında bulunan ve yağ dokudan oluşan koruyucu kılıftır. Miyelinli aksonlar (120 m/sn), miyelinsiz aksonlara (12 m/sn) göre uyartıları 10 kat daha hızlı iletirler.
7- Vücutta yaklaşık 100 milyon nöron vardır.
8- Beyin hücreleri, vücuda alınan oksijenin %25’ini harcarlar.
SORU 9- Beynin dış yüzeyinin kıvrımlı olmasının nedeni, daha çok nöronun yerleşmesini ve
bu sayede daha karmaşık görevlerin daha kolay gerçekleşmesini sağlamaktır.
10- Beyni çıkarılan bir insanın organları çalışır ve yaşamsal faaliyetleri devam ettiği için bu insan yaşayabilir. Fakat duyu organları çalışmaz, hareket edemez ve bitkisel hayata girmiş olur. (İç organların çalışmasını beyin kontrol etmez).
11- Beyinciği çıkarılan insan (veya kuş) yaşayabilir. Fakat kasları düzenli çalışmaz ve rasgele hareket eder. (Kuşta yalpalayarak uçar).
12- Vücudun sol tarafını sağ beyin, sağ tarafını da sol beyin yönetir.
13- Konuşma, yazma, koşma, yürüme, dans etme, bisiklete binme, yüzme, örgü örme, araba kullanma, futbol oynama gibi harekelere alışkanlık denir. Sonradan kazanılan bu alışkanlıklara kazanılmış refleks de denir.
Alışkanlıklar önce beyin sayesinde öğrenilir ve öğrenilinceye kadar beynin kontrolünde yapılır. Alışkanlıklar öğrenildikten sonra omurilik tarafından kontrol edilir ve denetlenir.
14- Refleks anında vücudun zarar görmesini önlemek için (yoldan kazanç sağlamak için) hareket emrini omurilik verir.
15- Beyinciğin iç bölümünü ak madde, dış bölümünü boz madde oluşturur. Boz madde, ak maddenin içinde girinti çıkıntı yapar ve bu nedenle beyincik ağaç görünümündedir. Bu nedenle beyinciğe yaşam ağacı da denir.
16- Çevreden gelen uyarıları alan organa duyu organı denir.
5- Sinir Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
1- Sinir sistemi organları çarpma ve vurmaya karşı korunmalı, zarar görmemelidir. (Çünkü zedelenen nöronlar veya sinirler belli bir yaştan sonra yenilenemezler).
2- Alkol, sigara ve uyuşturucu kullanılmamalıdır. (Sinir sisteminin çalışma düzeni bozulur).
3- Gürültülü ve gerilimli ortamlarda bulunulmamalıdır.
4- Dengeli beslenilmeli ve düzenli uyunmalıdır.
5- Ağır yük kaldırılmamalıdır. (Omurilik için).
6- Düzenli olarak spor yapılmalıdır.
6- Sinir Sisteminde görülen Hastalıklar :
1- Felç :
Beyindeki kan akışının azalması sonucu sinirlerin ve kasların çalışmasının engellenmesi, hareket sinirlerinin zedelenmesidir.
2- Sara :
Beyindeki sinir hücrelerinin ani ve geçici olarak görev yapamaması sonucu geçici bilinç kaybıyla nöbetlerin ortaya çıkmasıdır.
3- Parkinson :
Beyindeki uyarırlı alan sinir hücrelerinin görevini yapamaması sonucu ellerin birinin istem dışı hareket etmesi ve bilinç kaybının ortaya çıkmasıdır.
4- Menenjit :
Beyin veya omuriliği örten zarların (uzun süren grip ve nezle sonucu) bakteri, virüs ya da mantar bulaşması sonucu iltihaplanmasıdır. Ölüme yol açabilir.
5- Kuduz :
Kuduz hastalığı hayvanlardan insanlara geçen ve merkezi sinir sistemini etkileyen virüslere bağlı bir hastalıktır. Hastalığa etken olan virüs insanlara genellikle hayvanın ısırması sonucu gelişir.
Kuduz virüsü merkezi sinir sistemine vardığında hızla yayılarak hastalığı oluşturur. Eğer iyi tedavi edilmezse kısa süre sonra ölüme neden olabilir. İlk 2 – 10 gün boğaz ağrısı, halsizlik, sinirlilik, depresyon, ateş ya da kusma, kesin belirtiler ise ısırma yerinde kaşınma, ağrı ya da karıncalanma hissedilmesi şeklinde ortaya çıkar. Daha sonraki dönemlerde hastaların %80’inde saldırganlık, %20’inde kasılmalar, garip davranışlar, ense sertliği, boğaz ağrısı, ses kısıklığı (hidrofobi denilen) su korkusu görülür.
6- Çocuk Felci :
Omurilikteki kasların kasılmasını başlatan sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün yol açtığı bulaşıcı hastalıktır. Çocuk felcinde, 40°C’yi bulan yüksek ateş, şiddetli baş ağrıları, bulantılar ve sırt ağrıları görülür. Virüs, hastaların çıkardığı dışkı yoluyla yayılır. Ağız yolundan verilen aşı ile tedavi edilebilir.
Yeryüzünde bulunan bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için beslenme, solunum, dolaşım, boşaltım, büyüme, gelişme, hareket edebilme, üreme gibi yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirirler. Canlılar bu yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duyulan bu enerji, enerji verici besinlerden sağlanır.
Canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için dışarıdan aldıkları maddelere besin, bu maddelerin vücuda alınmasına da beslenme denir.
Dışarıdan alınan besinlerden enerjinin üretilebilmesi için bu besinlerin hücre içine girmesi gerekir. (Çünkü besinlerden enerjinin üretilmesi olayı hücre içindeki mitokondrilerde solunum olayı ile gerçekleşir). Dışarıdan alınan bazı besinler parçalanmadan, bazı besinler ise parçalanarak hücre içerisine girebilirler. Dışarıdan alınan besinler hücrelere kan yoluyla taşınırlar.
Vücuda alınan büyük moleküllü besin maddelerinin (içeriklerinin) kana ya da hücrelere girebilecek yani hücre zarından (porlardan) geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmasına sindirim denir. Sindirim olayını gerçekleştiren sisteme (ağızda başlayıp anüste sona eren sisteme) sindirim sistemi denir. Sindirim olayının gerçekleşmesinin nedeni, dışarıdan alınan besin maddelerinin vücuda yararlı hale gelmesinin sağlanmasıdır.
Sindirim sistemini; sindirim organları, sindirime yardımcı organlar ve sindirim sistemi bezleri oluşturur.
Sindirim sistemi organları sırayla; ağız, yutak, yemek borusu, mide, (on iki parmak bağırsağı), ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüstür. Bu organlar sindirim borusunu oluşturur.
Sindirime yardımcı organlar; karaciğer ve pankreastır. Bu organlar sindirim borusuna (on iki parmak bağırsağına) bağlıdır.
Sindirim sistemi bezleri; tükürük bezleri, mide bezleri ve ince bağırsak bezleridir.
SORU : 1- Bir yiyecek yenildikten sonra vücutta ne gibi değişikliklere uğrar?
2- Vücut besin içeriklerini kullanabileceği hale nasıl getirir? (Besinlerin vücudumuza yararlı hale gelebilmeleri için değişime uğramaları gerekir)
3- Niçin yemek yenir?
2- Beslenme ve Besin İçerikleri :
Canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için dışarıdan aldıkları maddelere besin, bu maddelerin vücuda alınmasına da beslenme denir. Besinler doğada genel olarak 3 kaynaktan elde edilir. Bunlar;
1- Hayvansal Kaynaklı Besinler : Et, süt, yumurta,..
2- Bitkisel Kaynaklı Besinler : Sebze, meyve, tahıl,..
3- Madensel Kaynaklı Besinler : Su ve madensel tuzlar.
Bitkisel, hayvansal ve madensel kaynaklı besin maddeleri içeriklerine göre; karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, su ve mineraller olarak gruplandırılırlar.
Besin içeriklerinden proteinler, karbonhidratlar ve yağlar büyük moleküllü (organik) besin içerikleridir (besinlerdir). Büyük moleküllü bu besin içeriklerinin hücrelerde kullanılabilmesi için kana veya hücre içerisine girebilecek kadar küçük moleküllere parçalanması yani sindirilmesi gerekir.
Besin içeriklerinden su, madensel tuzlar ve vitaminler küçük moleküllü (inorganik ve organik) besinlerdir. Küçük moleküllü besin içerikleri sindirilmeden doğrudan kana veya hücre içerisine girebilirler.
a) Karbonhidratlar :
• Vücudun başlıca enerji kaynağıdır. Günlük enerji ihtiyacınınn çoğu karbonhidratlardan sağlanır.
• Büyük moleküllü besin içeriği olduğu için sindirilmeden doğrudan kana veya hücrelere giremezler.
b) Proteinler :
• Hücrelerin (ve vücudun) temel yapısını oluştururlar.
• Gerektiğinde (uzun açlık dönemlerinde) vücutta enerji kaynağı olarak da kullanılırlar.
• Büyük moleküllü besin içeriği olduğu için sindirilmeden doğrudan kana veya hücrelere giremezler.
• (Vücudun savunma sistemlerini ve vücut çalışmasını düzenleyen enzimler ve bazı hormonların yapısına katılırlar).
• (Yetişkin insan vücudunun ortalama %16’sı proteinden oluşmuştur. Proteinler, hücrelerin sürekliliği, büyüme ve gelişme için öncelikli olarak kullanılan besin içeriğidir).
c) Yağlar :
• Başlıca enerji deposudur.
• En çok enerji veren besin içeriğidir.
• Vitaminlerin bir bölümünün vücuda alınmasını sağlar.
• Deri altında depolanan yağlar vücut ısısının korurlar.
• (Vücudumuzun düzenli çalışmasında etkili olan bazı hormonların üretiminde görevlidir).
• (İhtiyacından fazla alınan besin içerikleri vücutta yağa dönüşerek depolandığından vücut sağlığı için zararlıdır).
• (Yetişkin insan vücudunun ortalama %18’ yağdır).
d) Mineraller :
• Düzenleyici ve direnç arttırıcı olarak görev yaparlar.
• (İskelet ve dişerin yapısına katılır).
• (Kanın ve sitoplazmanın dengede tutulmasını sağlar).
• (Demir minerali vücutta besin öğelerinden enerji oluşması için zorunlu olan oksijenin taşınmasında gereklidir).
• (Vücudun çalışmasını düzenleyen enzimlerin bileşiminde yer alan mineraller vardır(.
• (Bazıları savunma sisteminde kullanılır).
• (Yetişkin insan vücudunun ortalama %6’sı minerallerden oluşmuştur).
e) Vitaminler :
• Düzenleyici ve direnç arttırıcı olarak görev yaparlar.
• (B grubu vitaminleri, besinlerle alınan karbonhidrat, yağ ve proteinden enerji üretilmesi ve yeni hücrelerin oluşması ile ilgili düzenlenmesine yardımcı olur).
• (D vitamini, kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin kemik ve dişlerde yerleşmesine yardımcı olur).
• (A, C, E vitaminleri, vücut hücrelerinin onarılmasını sağlar, zarar görmesini önler ve zararlı maddelerin etkilerinin azaltılmasında yardımcıdır).
• (Vücudumuzda oldukça az miktarlarda vitamin bulunmasına karşın vücudumuzdaki etkinlikleri oldukça fazladır).
f) Su :
• Düzenleyici ve direnç arttırıcı olarak görev yaparlar.
• Besinlerin sindirimini kolaylaştırır.
• (Kanda buluna su, besin öğelerinin dokulara taşınmasını sağlar).
• Besinlerin hücrelerde kullanılması sonucu oluşan besin atıkların atılmasını kolaylaştırır.
• (Vücut ısısının düzenlenmesi için gereklidir).
• (Yetişkin insan vücudunun ortalama %60’ı sudur. Bebeklerin vücudunda su oram
yetişkinlerinkinden daha fazladır).
3- Sindirim Çeşitleri :
Sindirim olayı mekanik (fiziksel) ve kimyasal sindirim olarak iki şekilde gerçekleşir.
a) Mekanik (Fiziksel) Sindirim :
Besinlerin salgı (enzim) kullanılmadan (fiziksel olarak) çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılmasına (kana veya hücrelere geçebilecek hale getirilmesine) mekanik (fiziksel) sindirim denir.
Bütün besinlerin mekanik sindirimi ağızda başlar. Besinlerin mekanik sindirimi ağızda dişler sayesinde çiğneme olayı ile midede ise kaslar sayesinde kasılma olayı ile gerçekleştirilir.
b) Kimyasal Sindirim :
Besinlerin su ve salgı (enzim) kullanılarak küçük parçalara ayrılmasına (kana veya hücrelere geçebilecek hale getirilmesine) kimyasal sindirim denir.
Kimyasal sindirim ağızda, midede ve ince bağırsakta gerçekleşir.
SORU : 1- Sindirim sistemini oluşturan organlar nelerdir?
4- Sindirim Sistemi Organları :
a) Ağız :
Sindirim sisteminin ilk organı olup bütün besinlerin çiğneme yoluyla mekanik sindiriminin, ayrıca karbonhidratların tükürük içerisinde bulunan (pityalin) enzimler sayesinde kimyasal sindiriminin başladığı yerdir.
Ağızda sindirim olayında görev yapan dil, dişler ve tükürük bezleri bulunur.
Ağızdaki besinler dişler ile parçalanır (mekanik sindirim), tükürük bezlerinin salgıladığı tükürük sıvısı (içindeki enzimler) ile yumuşatılır (kimyasal sindirim). Dil, besinlerin çiğnenmesine ve yutulmasına yardım eder. Ağızda parçalanan, yumuşatılan besinler dil ile yutağa itilir.
Dişler :
Besinlerin çiğnenip parçalanması sağlayan yapılardır. Dişlerin görünen beyaz kısmına taç, çene kemiği içine gömülü kısmına kök, dişin dış kısmının (tacın) üzerini örten sert tabakaya mine tabakası denir. Dişin içinde (ortasında) kan damarları ve sinirler bulunur.
Yetişkin insanın ağzında 32 (genelde 28) diş bulunur. Dişler yapı ve görevlerine göre kesici dişler, köpek dişleri ve azı dişleri olarak üç çeşittir.
1- Kesici Dişler :
Besinlerin koparılmasını sağlarlar. Ağzın ön tarafında, 4 alt çenede, 4 üst çenede olmak üzere toplam 8 tanedirler.
2- Köpek Dişleri :
Besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasını sağlarlar. Kesici dişlerin sağında ve solunda birer tane olmak üzere 2 alt çenede, 2 üst çenede toplam 4 tanedirler.
3- Azı Dişleri :
Besinlerin öğütülmesini sağlarlar. Küçük ve büyük azı dişleri olarak iki çeşittir. Köpek dişlerinin sağında ve solunda ikişer tane olmak üzere 4 alt çenede, 4 üst çenede toplam 8 tane küçük azı dişi bulunur. Küçük azı dişlerinin sağında ve solunda üçer tane olmak üzere 6 alt çenede, 6 üst çenede toplam 12 tane büyük azı dişi bulunur. (Çocuklarda büyük azı dişi 4 alt çenede, 4 üst çenede olmak üzere toplam 8 tanedir).
b) Yutak :
Ağızdan sonra gelen boşluktur. Üst taraftan burun boşluğuna, alt taraftan yemek borusuna ve gırtlağa açılır. Yutak, ağızda çiğnenen ve yumuşatılan besinleri yemek borusuna iletir. Yutakta (mekanik veya kimyasal) sindirim olmaz.
Gırtlak :
Yutağın alt tarafında bulunan, soluk borusu ile yemek borusunu ayıran, kıkırdaktan yapılan yapıdır. Yemek yenirken yutkunma sırasında gırtlak (yukarı çıkarak) soluk borusunu kapatıp yemek borusunu açarak besinlerin soluk borusuna gitmesini önler. Yemek yenirken konuşulursa (soluk verme sırasında soluk borusu açılacağından) besinler soluk borusuna kaçabilir. Bu nedenle yemek yerken konuşulmamalıdır.
c) Yemek Borusu :
Yutak ile mide arasında uzanan, soluk borusunun arkasında bulunan, 20 – 25 cm uzunluğundaki (2 cm çapındaki), düz kaslardan yapılmış olan organdır. Görevi, yutaktan gelen besinleri mideye iletmektir.
Yemek borusu sadece besinleri taşır. Yemek borusunda sindirim olayı (sindirim enzimleri bulunmadığı için) gerçekleşmez. Yapısında bulunan düz kaslar (tek yönlü çalışarak yani peristaltik hareket yaparak) kasılıp gevşeyerek besinleri mideye taşır.
d) Mide :
Karın boşluğunun sol üst tarafında, yemek borusu ile on iki parmak bağırsağı arasında yer alan sindirim sisteminin en geniş organıdır. Mide, üst taraftan mide ağzı ile yemek borusuna, alt taraftan mide kapısı ile on iki parmak bağırsağına bağlanır.
Mide düz kaslardan yapılmıştır ve kasılıp gevşeyebilir. Ayrıca midenin yapısında bulunan salgı bezleri mide öz suyu salgısını üretir. Mide öz suyu salgısında mukus, mide asiti (HCl = tuz asiti) gibi salgılar ile çeşitli enzimler (pepsin ve renin) bulunur.
Mide, düz kaslardan yapıldığı için kasılıp gevşeyerek yemek borusundan gelen besinleri yoğurur, çorba haline getirir. Bu nedenle mide mekanik sindirim yapabilir.
Mide, yapısında bulunan salgı bezlerinin salgıladığı mide asiti ve enzimler ile besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasını sağlar. Bu nedenle kimyasal sindirim yapabilir. Proteinlerin kimyasal sindirimi midede başlar.
f) İnce Bağırsak :
Bir taraftan mide kapısına, diğer taraftan kalın bağırsağa bağlı olan 7 – 8 m uzunluğundaki (2 – 3 cm çapındaki) kıvrımlı borudur. İnce bağırsak, besinlerin sindiriminin tamamlandığı ve sindirilen besinlerin kana geçtiği yerdir.
İnce bağırsağın mideden sonra gelen 20 – 25 cm’lik ilk bölümüne (ince bağırsağın başlangıç yerine) on iki parmak bağırsağı denir. On iki parmak bağırsağına karaciğer ve pankreas gibi sindirime yardımcı organlar bağlıdır. Karaciğer ve pankreas, salgıladığı sindirim enzimlerini (salgılarını) on iki parmak bağırsağına verir.
İnce bağırsak, yağların kimyasal sindiriminin başladığı yerdir. Ayrıca ağızda sindirilemeyen karbonhidratların (nişastanın maltoza dönüşmesi), midede sindirilemeyen proteinlerin ve sindirilemeyen yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta tamamlanır.
İnce bağırsağın iç yüzeylerinde bulunan salgı bezlerinin ürettiği salgılar, buraya gelen ve sindirilmemiş olan besinlerin sindirilmesini sağlar. Bu nedenle ince bağırsak, kimyasal sindirimin asıl yapıldığı yerdir. İnce bağırsakta mekanik sindirim gerçekleşmez.
İnce bağırsakta besinlerin kana geçtiği yerlere tümür (villüs) denir.
g) Kalın Bağırsak :
İnce bağırsaktan anüse kadar uzanan 1,5 m uzunluğundaki (6 cm çapındaki) borudur. Kalın bağırsakta mekanik veya kimyasal sindirim olmaz, villüsler bulunmaz.
Kalın bağırsak, ince bağırsakta sindirilemeyip kana geçemeyen besinler ile sindirime uğramayan su, madensel tuzlar (mineraller) ve vitaminlerin besinlerin içerisinden emilmesini, bir süre depolanmasını ve kana verilmesini sağlar. Ayrıca geriye kalan atık maddelerin de (posalarında) sindirim sisteminin son bölümü olan anüse iletilmesini ve anüsten de dışkı yoluyla vücut dışına atılmasını sağlar. Kalın bağırsakta yaşayan bakteriler, B ve K vitaminlerinin üretilmesini sağlarlar.
İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği yere kör bağırsak denir. Kör bağırsaktan çıkan uzantıya apandis denir.
ı) Anüs :
Kanlı bağırsaktaki dışkının vücut dışına atıldığı yerdir ve sindirim sisteminin en son organıdır.
5- Sindirime Yardımcı Organlar :
Karaciğer ve pankreas salgıladığı sindirim enzimleri (salgıları) ile sindirime yardımcı olan organlardır. Bu organlar salgılarını on iki parmak bağırsağına verirler.
a) Karaciğer :
Karın boşluğunda, midenin sağ üst kısmında bulunan en büyük iç organıdır. Karaciğer safra (öd) salgısını üretir, kandaki şeker (glikoz) miktarını ayarlar ve glikoz depolar, bazı vitaminleri (A, K, D) üreterek depolar, zehirli maddelerin etkisini yok eder. (Çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik asite çevirir).
Safra (öd) sıvısı, safra kesesinde depolanır ve buradan ince bağırsağa (on iki parmak bağırsağına) verilir. Safra (öd) sıvısı, büyük yağ moleküllerinin daha küçük parçalara ayrılmasını ve yağların kimyasal sindirimini sağlar.
b) Pankreas :
Midenin alt kısmında yer alan yaprak şeklindeki organdır (karma bezdir). Pankreas, pankreas öz suyu salgısını üreterek ince bağırsağa (on iki parmak bağırsağına) verir. Pankreas öz suyu salgısında, karbonhidrat, protein ve yağların sindirilmesini sağlayan enzimler bulunur. (Amilaz = karbonhidrat, tripsin = protein, lipaz = yağ). Ayrıca salgıladığı hormonlar sayesinde (insülin ve glukagon) kandaki glikoz (şeker) miktarını ayarlar.
6- Sindirim Sistemi Bezleri :
Sindirime yardımcı olmak için sindirim enzimi (salgı) üreten mide, tükürük ve ince bağırsak bezleri sindirim sistemi bezleridir.
a) Tükürük Bezleri :
Tükürük salgısını üretirler. Tükürük, ağızda besinlerin yumuşatılmasını sağlar. Tükürük bezleri dil altı, kulak altı ve çene altında bulunur.
b) Mide Bezleri :
Mide öz suyu salgısını üretirler. Mide öz suyu salgısının içinde mukus, mide asiti (tuz asiti), pepsin, renin enzimleri bulunur.
Mukus, midenin iç yüzeyini örterek mide asitinin zarar vermesini önler.
Mide asiti, pepsin, renin besinlerin parçalanmasını ve besinlerle gelen mikroorganizmaların yok edilmesini sağlar.
c) İnce Bağırsak Bezleri :
Salgıladığı salgılar ile ağızda sindirilemeyen karbonhidratların, midede sindirilemeyen proteinlerin, on iki parmak bağırsağında sindirilemeyen yağların sindirilmesini sağlar.
SORU : 1- Vücut besin maddelerini yenilen şekilde kullanabilir mi?
2- Sindirim nasıl gerçekleşir?
3- Besinler niçin mekanik ve kimyasal sindirime uğrarlar?
4- Besinler sindirim sisteminin hangi bölümünde mekanik, hangi bölümünde kimyasal sindirime uğrar?
7- Besinlerin Sindirimi ve Sindirilen Besinlerin Kana Geçişi :
Büyük moleküllü besin maddelerinin (içeriklerinin) kana ya da hücrelere girebilecek yani hücre zarından (porlardan) geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılmasına sindirim denir. Besin içeriklerinden karbonhidratlar, proteinler ve yağların sindirimi ince bağırsakta tamamlanır ve sindirilen besinler ince bağırsakta bulunan ve tümür denilen çıkıntılardan kana verilir. Tümür denilen çıkıntılarda (eldiven parmakları gibi) çok sayıda kılcal kan damarı bulunur. Sindirilen besinler tümürlerden emilerek kana geçer ve kan yoluyla hücrelere taşınır.
Besin içeriklerinden su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramadan kalın bağırsağa gelir ve kalın bağırsakta bir süre bekletildikten sonra kalın bağırsaktan emilerek kana verilir ve kan yoluyla hücrelere taşınır.
8- Enzimlerin Sindirimdeki Görevi :
Enzimler, sindirim olayının gerçekleşmesini sağlayan salgılardır. Enzimler, enerji vermesi için kullanılan büyük moleküllü besin içeriklerinin kimyasal sindirim sonucu kana ya da hücrelere girebilecek kadar küçük moleküller haline dönüşmesini sağlar. Besin içeriklerinin kimyasal sindirimlerinin başladığı ve bittiği yerler farklıdır.
Besinler Kimyasal Sindirimin
SORU : 1- Sindirim sistemi ile ilgili sağlık sorunları nelerdir?
2- Sindirim sisteminin sağlığını korumak için neler yapmak gerekir?
9- Sindirim Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
1- Yenilen besinler çok sıcak ya da soğuk olmamalı.
2- Aşırı acı, baharatlı, ekşi, yağlı yemekler yenmemeli.
3- Yıkanmamış, temizlenmemiş, bayat ve çürük gıdalar yenmemeli.
4- Alkol sigara ve uyuşturucu kullanılmamalıdır.
5- Yemek sırasında ve yemekten sonra gerektiğinden fazla su içilmemelidir.
6- Yiyecekler iyice çiğnenmeli.
7- Yemekten sindirim sistemini yoracak kadar çok yemek yemeden kalkılmalıdır.
8- Lifli besinler (kabak) yenilmeli ve dengeli beslenilmelidir.
9- Yeterli, düzenli ve dengeli beslenilmeli.
10- Stresten kaçınılmalıdır.
11- Bağırsakların çalışması için spor yapılmalıdır.
12- Yemekten sonra vücut dinlenmelidir (1 saat).
13- Dişler temiz tutulmalı ve fırçalanmalı.
14- Yemeklerden önce ve sonra eller yıkanmalı.
15- Rahatsızlıklarda doktora gidilmeli.
10- Yeterli ve Dengeli Beslenme :
Vücudun günlük enerji ihtiyacının karşılanabilmesi, büyüme ve gelişmenin sağlıklı olabilmesi için dengeli ve yeterli beslenme gereklidir. Vücudun ihtiyacı olan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve su gibi besin içeriklerinin dengeli şekilde vücuda alınmasına dengeli beslenme denir.
SORU : 1- Besin içeriklerinin, vücudun ihtiyacından daha az veya fazla alınması
durumunda doğabilecek sorunlar nelerdir?
11- Sindirim Sisteminde Görülen Hastalıklar :
Sindirim sisteminde; kolera, dizanteri, ülser, tifo, ishal, siroz, sarılık (Hepatit B) gibi hastalıklar görülür. Bu hastalıklardan bir kısmı bağırsak solucanı, kancalı kurt, şerit (tenya) ve kıl kurdu sayesinde ortaya çıkar. Bunların dışında gastrit, gaz şişkinliği, hıçkırık, kabızlık, karın ağrısı, kusma, mide yanması, reflü, safra kesesi şikâyetleri de sindirim sisteminde görülen rahatsızlıklardır.
• Kolera :
Kolera (Vibrio cholerae) bakterisinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonu ve şiddetli ishal ile ortaya çıkan bir hastalıktır.
Kolera genellikle, dışkı bulaşmış kirli su ya da bu sularla yıkanmış gıdalar aracılığı ile yayılır.
Ağızdan sıvı tedavisi ile hastalık tedavi edilebilir. (Tedavinin amacı, kaybedilen su ve elektrolitleri – sodyum, potasyum, klor, bi karbonat – yerine koymaktır).
• Dizanteri :
İnsanlarda kanlı ishal, şiddetli karın ağrısı, gerekmediği halde dışkılama isteği duyma, bağırsak yaraları, (hayvanda makattan kan ya da kanlı dışkı gelmesi) gibi belirtiler gösteren hastalıktır.
Sığır ve domuz vebası, şarbon, geviş getirenlerde bağırsak zehirlenmeleri sonucunda dizanteri oluşur. Ayrıca maden ya da bitki zehirlenmelerinin birçoğu da (cıva, kuduzböceği, sultan otu, sütleğen, kartallı eğrelti, acı çiğdem vb.) dizanteri belirtisi yaratır.
• Ülser :
Mide mukozasının alkol, sigara ve asitli içecekler nedeniyle zedelenmesiyle oluşur.
• Siroz :
Alkol ve sigara sayesinde karaciğer hücrelerinin kendini yenileyememesi sonucu oluşur.
• Tifo :
Kirli içme suları ve pis yiyeceklerden bulaşan bulaşıcı bir hastalıktır. Genelde salgın şeklinde görülür. Tifo; kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Hastalık (Salmonella typhi adlı) bakteriler nedeniyle oluşur. (Bu bakteri vücuda girdikten 7–15 gün sonra hastalık ortaya çıkar. Mikrop, tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Hastanın hastalık süresince bol su içmelidir).
(İçme ve kullanma sularının kontrolü, besin hijyeni, lağım ve kanalizasyon tesislerinin hijyen şartlarına uygun duruma getirilmesidir).
(Tifo aşısı: Kesin koruyucu değildir. Ölü tifo aşısı % 51-67 oranında koruyuculuk sağlar. Canlı atenüe oral aşı ise yakın oranlarda koruyuculuğa sahiptir ve yan etkileri daha azdır).
• İshal :
Dışkının sık olarak sulu veya yumuşak çıkması durumudur. Dünyada ishal beş yaşından küçükler arasında ölümün ikinci büyük nedenidir (Her yıl ortalama 1,5 milyon bebek bu yolla ölür
İshal, kalın bağırsağın yeterince sıvı emmemesinden meydana gelir. En sık görülen nedeni enfeksiyon veya bakteri içeren atık maddelerdir.
(Bir kişi birkaç günde, en fazla bir haftada iyileşir. Buna karşın hastalıklı veya kötü beslenen kişilerde ishal ciddi su kaybına yol açabilir ve tedavi olmadığı takdirde hayati tehlike oluşturabilir).
(İshal ayrıca daha ciddi hastalıkların bir belirtisi olabilir, örneğin dizanteri, kolera, botulizm veya Crohn hastalığı gibi kronik bir duruma işaret edebilir. Apandisit hastalarında genelde ishal olmasa da apandis patlamasının sık görülen bir belirtisidir. Radyasyon hastalığının da bir sonucudur).
• Sarılık :
Kandaki vücuda renk veren maddelerin değerinin değişmesi sonucu deri ve mukozaların sarı renk alması durumudur. Hepatite yol açan A,B,C,D,E virüsleridir. Bunun dışında atık maddeler ve radyasyon sonucu da oluşabilir.
• Gastrit :
Alkol, tütün, kimyasal maddeler ile bakteriler ve virüslerden dolayı oluşan hastalıktır.
Başlıca belirtileri arasında yemeklerden sonra midede rahatsızlık duygusu, bulantı, kusma, ekşime, iştah yitimi, mide ağrıları sayılabilir.
• Hıçkırık :
Diyafram kasının birden kasılması sonucunda ses tellerinin arasındaki açıklığın istem dışı kapanması ile gerçekleşen ani soluk alımı ve bu sırada bir ses dışarı çıkmasıdır.
Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.
• Kabızlık :
Kabızlık, bağırsak hareketlerinin normale göre azalması durumudur. Bağırsak fonksiyonu, kişiden kişiye farklılık gösterir.
• Reflü :
Mide asidinin mideden yemek borusuna kaçması hastalığıdır. Stres,gazlı içecekler, çay ve kahve türü içecekler reflüyü arttırır. Reflü haslarında sürekli ağızdan gaz çıkarma, yemek borusunda yanma, göğüste yanma ve ağrı hissi görülür, kalp şikayeti oluşur.
NOT : 1- Bebeklerin 6. aydan sonra süt dişleri çıkar, 7 yaşından sonra ise bunlar dökülerek
yerine kalıcı dişler çıkar.
2- Yetişkinlerde, ağzın en arkasındaki dişerden 1 sağda, 1 solda olmak üzere 2 alt çenede, 2 üst çenede toplam 4 tane diş yirmilik diş bulunur. Bu dişler çocuklarda bulunmaz. (Bazen çıkmayabilir).
3- Ağızda yemek varken konuşmak, soluk borusunu açacağından besinlerin soluk borusuna kaçmasına yol açabilir.
4- İnce bağırsağın uzun ve kıvrımlı olmasının nedeni, besinlerin daha fazla ve hızlı bir şekilde kana emilmesini (emilme yüzeyinin arttırılmasını) sağlamak içindir.
5- Kalın bağırsakta yaşayan bazı bakteriler, B ve K vitaminlerinin sentezlenmesini sağlarlar.
6- Sindirilen bedinler kan yoluyla hücrelere taşınırlar.
7- Yemek borusu düz kaslardan yapılmıştır. Bu kaslar mideye doğru tek yönlü kasılıp gevşeyerek besinleri taşır.
8- Sindirim sistemindeki bütün organlar sindirim yapamazlar.
• Ağız → Mekanik (dişler) ve kimyasal (tükürük) sindirim.
• Yutak → Sindirim yok.
• Yemek Borusu → Sindirim yok.
• Mide → Mekanik (kaslar) ve kimyasal (mide öz suyu) sindirim.
• İnce Bağırsak → Kimyasal sindirim.
• Kalın Bağırsak → Sindirim yok.
• Anüs → Sindirim yok.
9- Bütün besinlerin mekanik sindirimi ağızda başlar.
10- Besinlerin kimyasal sindirimlerinin başladığı ve bittiği yerler farklıdır.
11- Besinlerin kimyasal sindirimi ve sindirim sonucu oluşan ürünler farklıdır.
12- Sindirim sistemi bezlerinin ürettiği salgıların görevleri farklıdır.
Hazırlayan : MURAT ÜSTÜNDAĞ
13- Sindirimin sadece midede gerçekleşmez. Besinlerin ağız ve midede mekanik, ağız, mide ve ince bağırsaklarda ise kimyasal sindiriminin gerçekleşir.
1. Vücudumuza genel şeklini verir.
2. Hareket etmemizi sağlar.
3. Vücudumuza desteklik sağlar.
4. İç organlarımızı korur.
5. Vücudumuzun dik durmasını sağlar.
İSKELETİN KISIMLARI
1. Kafatası
2. Göğüs kafesi
3. Omurga
4. Kollar ve bacaklar
Kafatası : Yassı kemiktir. Beynimizi korur.
Göğüs kafesi : Kaburga kemikleri ile göğüs kemikleri göğüs kafesini oluşturur. Akciğerleri ve kalbi korur. Nefes alıp vermemize yardımcı olur.
Omurga : Omurga, omur denilen 33 kısa kemiğin birbirleri üzerinde dizilmesiyle oluşmuştur. Vücudumuzun üst kısmının ağırlığını taşır.
Kollar ve bacaklar: Çoğunlukla uzun kemiklerden oluşmuştur.
KEMİK ÇEŞİTLERİ
1. Uzun kemikler
2. kısa kemikler
3. yassı kemikler
Uzun kemikler : Kol ve bacaklarda bulunur.
Kısa kemikler : el ve ayak kemiklerinde, omurgada bulunur.
Yassı kemikler : Kafatası ve göğüs kafesinde bulunur.
EKLEMLER
Hareketimizi kolaylaştıran, kemiklerin bağlantı noktalarıdır.
Sağ ve solda bulunan kemikleri ortada bulunan insan suretinde doğru yerlere yerleştiriniz. Kemikleri doru yere yerleştirmez iseniz kemik yerleşmeyecektir.
KAS
Vücudumuzdaki kemikleri çekerek hareket etmemizi sağlayan, iskeletimizin üzerinde bulunan ve iskeleti tamamen saran yapıdır.
Kasların yapısı : Birçok ipliksi yapının bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu ipliksi yapılar bir araya gelerek kas lifini, birçok kas lifi bir araya gelerek kas demetini, kas demetleri de kasları oluşturur.
İpliksi yapılar *lifler * demet * kaslar
Kaslar, kasılma durumunda kısalır ve kalınlaşır; gevşeme durumunda ise uzar ve incelir.
(kaslar kasıldığında kısalır kalınlaşır.)
Kasların görevleri:
1. İskelet ile birlikte vücuda şekil verir.
2. Vücut ve organların hareketini düzenler.
3. Soluk alıp vermeye yardımcı olur.
KAS SAĞLIĞIMIZI KORUMA
1. Yazarken, okurken dik oturmalıyız.
2. Yere eğilirken belimizi bükmek yerine, dizlerimizi kırmalıyız.
3. Eşya taşırken ağırlığı belimize vermemeliyiz.
4. Düzenli egzersiz yapmalıyız.
5. Dengeli ve yeterli beslenmeliyiz.
6. Ani hareketlerden kaçınmalıyız.
7. Kasları çok yorucu ve zorlayıcı hareketler yapmamalıyız.
SOLUNUM
Soluk alıp verme olayına solunum denir. Solunum ile oksijen alınır, karbondioksit verilir.
AKCİĞER NASIL SOLUK ALIR VE VERİR?
Malzemeler:
Altı kesilmiş bir pet şişe(2 lt lik plastik kola şişesi) , pipet, tel delikli tıpa, iki balon
Animasyon: Dursun İşler
Her an dikkat ettiyseniz nefes alıp veriyoruz. Nefes almamızın sebebi hücrelerimizin ihtiyacı olan oksijenin kana geçmesini sağlamaktır. Nefes vermemizin sebebi ise hücrelerde ki yaşamsal olaylar sonucu açığa çıkan karbondioksitin vücuttan uzaklaştırılması içindir.Akciğer bir kalp gibi kaslarla oluşmamıştır.Nefes alma işinde Kaburgalar arasındaki kaslar ve diyafram kası görev alır.Bir basınç farkı oluşur ve nefes alınır veya verilir.
Peki yukarda ki deneyle ne öğreneceğiz?
Nefes alma ve verme işinde önemli bir rol oynayan diyafram kasının çalışmasını ve bu sayede nasıl nefes aldığımızı öğreneceğiz.Yukarda ki düzeneği kurup şekildeki gibi elimizle tuttuğumuz balonu aşağı doğru çektiğimizde akciğerin içindeki basınç azalır ve akciğere dışarıdan oksijence zengin hava girer. Dolayısıyla nefes almış oluruz. Balonu yukarı doğru ittiğimizde iç basınç artar ve akciğer içindeki , vücutta ki hücrelerden kan yolu ile taşımmış karbondioksitçe zengin hava dışarı çıkar. Böylece nefes almış ve vermiş oluruz.
Şu soruların cevabını bulup , sınıf arkadaşlarımıza soralım:
Solunum sistemi organları nelerdir?
Kan içinde çözünmüş karbondioksiti nasıl akciğerde havaya verebiliyoruz?
Sporcularda Solunum sistemindeki hangi kısımlar normal insanlara göre gelişmiştir?
Akciğere su girmesi nefes almayı nasıl etkiler?
Fatih Akyüz
SOLUNUM ORGANLARI
Soluk alıp vermeyi sağlayan organlara solunum organları denir.
1. Burun
2. Yutak
3. Gırtlak
4. Soluk borusu
5. Akciğerler
Burun: Solunum ve koku alma organıdır. Havadaki zararlı maddeleri tutar.Burnun içindeki sıvı, kuru havanın nemlendirilmesini ve akciğerlere nemlendirilmiş havanın iletilmesini sağlar.
Yutak : Ağız ve burnun birleştiği yerdir. Havayı soluk borusuna gönderir.Besinleri yemek borusuna iletir.
Gırtlak : Boğazın altındaki sert yapıdır. Havayı soluk borusuna iletir.
Soluk borusu : Akciğerlere gitmeden önce ikiye ayrılarak havayı akciğerlere iletir.
Akciğer: Göğüs kafesinin altında yer alır ve iki tanedir. Soluk alma ile taşınan oksijeni kana verir, kandaki karbondioksiti de havaya geçmesini sağlar.
KAN DOLAŞIMI
Vücudumuzdaki bir çok yapının yaşayabilmesi için oksijen ve besine ihtiyacı vardır. Oksijen ve besinlerin vücudumuzun her noktasına dağıtılması gerekir. Ayrıca vücutta oluşabilecek zehirli atıkların uzaklaştırılması gerekir. Bunu Kan dolaşımı yapar.
Kan dolaşımı 3 bölümde incelenir.
1. Kan 2. Damarlar 3. Kalp
Dolaşım Sistemi
Dolaşım sisteminin genel yapısını , küçük kan dolaşımını , büyük kan dolaşımını , kalbin ve akciğerin çalışmasını yönergeleri izleyip gerekli tıklamaları yaparak aşağıda gözlemleyebilirsiniz.
Kan : Organlarımıza besin ve oksijenin taşınmasını sağlayan kırmızı renkli sıvıya Kan denir.Kan zehirli maddeleri de ilgili organlara iletir.
Damarlar : Sanki su borusu gibi kanın vücutta dolaşımını sağlar.
Kalp : Kanı damarlara pompalayan organdır.Kalbin oluşturduğu bu itme gücü ile kan, saç köklerinden küçük ayak parmağına kadar bedenin her yerine ulaşır.
NABIZ
Kalbin , kanı damarlara her pompalayışında damarlarda getirdiği etkiye nabız denir.
Vücut dinlenme halinde iken kalp atım hızı düşer.Nabız da düşer.(uyku gibi)
Egzersiz yaparken bedenin daha çok oksijene ve besine ihtiyacı olur. Besin ve oksijen tüketimi artınca karbon dioksit üretimi de artar.Bu nedenle nabız sayısı artar, nabız atışları duyulur.
Egzersiz yaparken soluk alıp verme de artar.
Korku, heyecan, sevinç veya sinirli olma hali kalp atışına ve buna bağlı olarak nabız sayısının artmasına sebep olur.
Yağmur niçin yağar ?
Sıcak havalarda yağmur yağarken soğuk havalarda kar yağmasının nedeni nedir ?
Yağan yağmur ve kar sularına ne oluyor ki yerler kuruyor ?
Yağan yağmur suları ve eriyen kar sularının bir kısmı toprak tarafından emilir, bir kısmı akarsulara karışır, bir kısmı da çukur yerlerde su birikintisi oluşturur. Güneş çıktığında toprak kurur, su birikintileri giderek küçülüp kaybolur.
Yeryüzündeki sular küçük damlacıklar halinde havaya karışır. Bu damlacıklara su buharı diyoruz. Suyun küçük damlacıklar halinde havaya karışmasına buharlaşma diyoruz.
Havadaki su buharını, soğuduğu zaman su damlacıkları hâlinde görebiliriz.
Su buharının su damlacıkları hâlinde görülmesine yoğunlaşma denir.
YAĞIŞLAR NASIL OLUŞUR ?
Yeryüzündeki sular ,Güneş’in etkisiyle buharlaşır ve yükselir. Yükseklerde bulunan soğuk hava Su buharını çok küçük su damlacıklarına ya da buz kristallerine dönüştürerek bulutlar oluşur.
Küçük ve yere düşmeyecek kadar hafif olan su damlacıkları havanın etkisiyle gökyüzünde dolaşır. Su damlacıkları birleşerek büyüyüp ağırlaştığında yağmur olarak yere iner.
Yüksek bulutlardaki su damlacıkları, soğuk havanın etkisiyle minik buz taneciklerine dönüşür. Bunlar, birleşerek yeterli büyüklüğe ulaştığında kar taneleri şeklinde yeryüzüne düşer.
Yağmur damlaları fırtına nedeniyle donar. Yere doğru inerken hava akımları bunları bir aşağı bir yukarı sürükleyerek daha büyük buz parçaları hâline getirir. Ağırlaşan buz parçaları yere düşer. Buna dolu denir.
Havadaki su damlacıkları yeryüzüne yakın yerde soğuduğu zaman sis oluşur.
Havadaki su buharı, taş toprak ve yaprak gibi soğuk katı maddeler üzerinde gece yoğunlaşarak su damlacıklarına dönüşür. Bu damlacıklara çiy denir. Daha çok ilkbahar ve yaz mevsimlerinde sabah erken saatlerde görülür.
Havadaki su buharı, çok soğuk ilkbahar ve sonbahar gecelerinde donarak katılaşır. Toprak ve bitkiler üzerinde kar katmanı oluşur. Buna kırağı denir.
DOĞADA SUYUN DOLANIMI
Yeryüzündeki sularda, güneş enerjisinin etkisiyle sürekli buharlaşma olur.
Atmosfere yükselen su buharı, atmosferin soğuk tabakalarında yoğunlaşarak yağmur, dolu, kar şeklinde tekrar yeryüzüne döner. Bu olaya suyun doğal dolanımı denir.
Yeryüzündeki suların buharlaşması ile yoğunlaşması arasında bir denge vardır.
Tabiatta suyun dolaşımı ve sürekliliği, güneş enerjisi ile sağlanır. Çünkü buharlaşma ve yoğunlaşmanın gerçekleşmesi için ısınma – soğuma gerekir.
Bulutlar nasıl oluşur ?
Buharlaşma ile yoğunlaşmanın oluşmasını sağlayan temel şart nedir ?
Havadaki su buharının yoğunlaşması sonucunda gerçekleşen yağış türleri nelerdir ?
Doğadaki su dolanımını resim üzerinde açıklayınız.
Enerji Kaynağı Güneş
Güneş ışınları aniden yok olursa Dünya’ya neler olur ?
Güneş, merkezinde meydana gelen patlamalar sonucunda büyük miktarlarda enerji üretir. Ürettiği enerjinin büyük bir kısmı uzayda kaybolur. Bu enerjinin çok az bir bölümü ısı ve ışık olarak Dünya’ya gelir. Güneş Dünya’mızdaki hayatın devamını sağlar. Işığı,bitkilerin besin ve oksijen oluşturmasını sağlar. Isısı atmosferi ısıtır, buharlaşma ve yoğunlaşmayı sağlar. Yeryüzündeki bir çok enerjinin kaynağıdır.
Güneş ışınları, yeryüzündeki suları ısıtır ve buharlaştırır. Su buharları yoğunlaşarak yağmur, kar,dolu olarak tekrar yeryüzüne iner. Akarsuları oluşturur. Güneş enerjisini elektrik enerjisine çeviren piller yapılmıştır. Bu piller, hesap makinesi ve saat gibi araçlarda kullanılır. Bitkiler enerjisini üretmek için güneş enerjisinden yararlanır.
Güneş enerjisi, güneş panelleri yardımıyla toplanarak ısıya dönüştürülür ve bu yolla sıcak su sağlanıp konutlar ısıtılır ve sıcak su ihtiyaçları karşılanır. Yakıt olarak kullanılan odun, kömür ve petrolden elde edilen ısı enerjisinin kaynağı da Güneş’tir.
Isınan hava genleşir ve yükselir. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesiyle rüzgâr oluşur. Rüzgâr gücü ile elektrik üretilir. Bunu sağlayan güneş enerjisidir.
Güneş enerjisi, ışınlar hâlinde yayılır. Katı, sıvı ve gaz maddelerin üzerine düşerek ısınmalarını sağlar. Kış mevsiminde güneş ışınları Dünya’ya yeterince dik
gelmez. Kışın havaların ve suların soğuk olmasının nedeni budur.
Sıcaklığı farklı olan maddeler birbirine temas ederse, sıcaklığı yüksek olan maddeden düşük olan maddeye doğru ısı akar. Isı alışverişi, her iki maddenin sıcaklığı eşit olduğunda sona erer.
YAKITLAR
Bulunduğumuz ortamı ısıtmak için hangi araçları kullanırız ?
Isıtmada kullandığımız araçlardan nasıl ısı elde ederiz ?
Bulunduğumuz ortamların ısınmasını sağlamak için soba, kalorifer gibi araçlar kullanırız. Bu araçlar yakıtların yanmasıyla ısı verir. Yakıtların yanması için oksijene ihtiyaç vardır. Oksijen olmadan yakıtlar yanmaz. Bazı yakıtlar doğada olduğu şekliyle bazıları da işlendikten sonra kullanılır. Linyit doğal olarak, petrol ise işlendikten sonra yakıt olarak kullanılır. Yakıtlardan sağlanan enerji; ısıtma,aydınlatma bazen de nesneleri hareket ettirme amacıyla kullanılır.
FOSİL YAKITLAR
Fosil yakıtlar, çürüyen tarih öncesi bitki ve hayvanlardan milyonlarca yılda oluşmuş, kömür, petrol ve doğalgaz gibi yakıtlardır. Fosil yakıtlar yenilenebilir kaynaklar değillerdir.
Isı enerjisi elde etmek için kullandığımız yakıtların büyük bir kısmı fosil yakıtlardır. Fosil yakıtlar ; birikmiş güneş enerjisinin depo edilmiş şeklidir. Bitki ve hayvanların kalıntılarıyla oluşur. Oluşumları milyonlarca yıl sürer. Genellikle kaya katmanlarının altında sıkışmış ve gömülmüş olarak bulunur.
Kömür, bataklıklardaki bitkiler ve bitkisel atıklardan oluşur. Kömürlerin oluşması milyonlarca yıl sürebilir.
Petrol, hayvan ve bitki atıklarından oluşmuştur. Karaların hemen altında ya da deniz altındaki yataklarda bulunur.
Doğal gaz da petrol gibi karaların altındaki boşluklarda ya da deniz altında bulunur.
Yakıt olarak kullanılan odun, bitkilerden elde edilir. Bitkiler büyümeyi, gelişmeyi ve besin yapmayı güneş enerjisi ile gerçekleştirir. Bu enerjiyi depo eder. Odun yakıldığında bu enerji, ısı enerjisine dönüşür.
Fosil yakıtlar nasıl oluşmuştur ?
Fosil yakıtlar hangi amaçla kullanılır ?
Fosil yakıtlar nasıl çıkarılır ve taşınır ?
Fosil yakıtlar tükenir mi ?
Fosil yakıtlar nasıl kullanılmalıdır ?
YAKIT ÇEŞİTLERİ
Katı Yakıtlar : Odun, kömür.
Sıvı Yakıtlar : Benzin, mazot, gaz yağı ve fuel-oil.
Gaz Yakıtlar : Ham petrolden üretilen sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) , doğal gaz
Isı Cisimleri Hareket Ettirir
Yakıtların oksijenle birleşerek yanması sonucunda oluşan ısı enerjisi harekete dönüşebilir.
Yediğimiz besinler enerji verir. Besinlerden sağladığımız bu enerji ısı enerjisidir.
Otomobiller; yakıtın motorda yanması sonucu oluşan ısı enerjisi ile hareket eder.
ISI : Isı bir enerjidir. Diğer enerjilere dönüşebilir. Isı birimi joule (jul) olup kısaca ( j ) ile gösterilir.
SICAKLIK : Sıcaklık bir enerji türü değildir. Birimi celsius (selsiyus)’tur. C ile gösterilir ve termometre ile ölçülür.
Günlük hayatta ısı enerjisi birimi olarak kalori de kullanılır. Kısaca ( cal ) ile gösterilir.
ISINMA – SOĞUMA
Isının maddeler üzerindeki en belirgin etkisi ısınma ve soğumadır.
Isınan maddelerin sıcaklığı artar, soğuyan maddelerin sıcaklığı azalır.
Yazın elektrik ve telefon telleri sarkar, kışın ise gerginleşir. Bunun nedeni tellerin ısınması ve soğumasıdır.
Maddeler ısıtıldıkça genleşir, hacmi büyür. Bu duruma genleşme denir.
Katılar, ısıtıldıklarında az genleşir.
Sıvılar, ısıtıldıklarında katılardan fazla genleşir.
Gazlar, ısıtıldıklarında katılardan ve sıvılardan daha fazla genleşir.
Maddeler soğutulduğunda hacmi küçülür.
Maddelerin hacimce küçülmesine büzülme denir.
Katılar, sıvılara göre daha az büzülür. Gazlar ise hem katılardan hem de sıvılardan daha fazla büzülür.
Genleşme ve büzülme birbirinin tersidir.
Her maddenin genleşme oranı farklıdır.
Bazı maddeler az, bazı maddeler çok genleşir.
Çok genleşen madde çok büzülür, az genleşen madde az büzülür.
Genleşme ve Büzülmenin Olumsuz Etkileri
Katı cisimler ısıtılır ve aniden soğutulursa çatlayıp kırılabilir.
Metal ve metalden yapılmış cisimler, ısı aldıklarında genleşir. Böyle cisimler, genleşmek için uygun yer bulamazsa eğilip bükülür, kırılır.
Genleşme oranı dikkate alınmadan çekilmiş elektrik ve telefon tellerinden kışın kopmalar,yazın sarkmalar görülür.
Demir yolu rayları, ısının etkisi düşünülmeden döşenirse eğilip bükülür ve kazalara neden olur.
Genleşme ve Büzülmenin Olumlu Etkileri
Sıcaklığı ölçmek için kullandığımız termometreler, sıvıların genleşmesinden yararlanılarak yapılmıştır.
Genleşme oranı farklı iki metalin kullanıldığı metal çiftlerinden yararlanarak termostat yapılır. Termostat, buzdolabının istenilen sıcaklıkta kalmasını sağlar.
Elektrikli fırınlarda, ütülerde sıcaklığı; kalorifer kazanlarında suyun sıcaklığını istenilen düzeyde tutmak için de termostat kullanılır.
Kapağı sıkışmış şişe ve kavanozlar, maddelerin genleşmesinden yararlanılarak kolayca açılabilir.
Sıvılar, ısıtıldığında ya da bulundukları ortamdan ısı aldığında buharlaşarak gaz hâline geçer. Sıvı, buharlaşırken ortamdan ısı alır. Bulunduğu ortamı soğutur. Bu olaya buharlaşma denir.
Gaz hâlindeki su buharı soğutulduğunda, sıvı hâle gelmesine yoğunlaşma denir. Gaz yoğunlaşırken ısı verir. Ortamı ısıtır.
Buharlaşma ile yoğunlaşma birbirinin tersidir.
Yıkanıp dışarıya asılan çamaşırlar, yaz mevsiminde daha çabuk kurur. Kış mevsiminde ise daha yavaş kurur.
Yaz mevsiminde yağmurların oluşturduğu su birikintileri kısa sürede buharlaşarak kurur, diğer mevsimlerde ise bu süreç daha uzundur.
Bu durumlar bize, sıcaklıkla buharlaşma arasında ilişki olduğunu gösterir.
K A Y N A M A
Aldığı ısı nedeniyle, sıvı maddelerin yüzeyinde yavaş yavaş buharlaşma başlar. Isınmakta olan sıvının sıcaklığı yükselirken buharlaşma devam eder. Sıvı belirli bir sıcaklığa ulaşınca yüzeye doğru kabarcıklar oluşur. Sıvının her tarafından buharlaşma başlar. Sıcaklık sabit kalır. Sıvının sıcaklığının sabit kalarak buharlaşmanın hızlı bir şekilde devam etmesine kaynama denir.
KAYNAMA
BUHARLAŞMA
Belli bir sıcaklıkta olur.
Sıvının her tarafında ve hızlı olur.
Ortamdan ısı alarak gerçekleşir.
Her sıcaklıkta olur.
Sıvının yüzeyinde ve yavaş olur.
Ortamdan ısı alarak gerçekleşir.
Sıvı hâldeki saf maddeleri ısıttığımızda sıcaklık yükselir. Sıcaklık, belli bir noktaya geldiğinde ısı verilmesine rağmen değişmez. Isı almaya devam eder. Sıvı kaynamaya başlar ve sıcaklığı sabit kalır. Bu sıcaklığa kaynama noktası denir.
Her saf maddenin kaynama sıcaklığı farklıdır.
Ortam ve koşullar değişmedikçe bir saf maddenin kaynama sıcaklığı her zaman aynıdır.
Saf maddeler kaynama sıcaklığına göre ayırt edilebilir.
Bilim adamları, kaynama sıcaklığını test ederek bir maddenin saf olup olmadığını ve türünü belirlerler.
ERİME VE DONMA
İlkbahar ve yaz mevsimlerinde bazen dolu, kış mevsiminde kar yağar. Soğuk havalarda ise yeryüzündeki su birikintileri buz hâline gelir. Kar, dolu ve buz, suyun katı hâlidir.
Dolu, kar ve buz ısının etkisiyle eriyerek tekrar su hâline gelir.
Suyun buz hâline gelerek katılaşmasına donma, buzun su hâline gelmesine erime denir.
Katı bir madde erirken bulunduğu ortamdan ısı alır.
Sıvı bir madde donarken bulunduğu ortama ısı verir.
Saf maddelerin erime ve donma sıcaklığı aynıdır. Saf bir madde hangi sıcaklıkta eriyorsa o sıcaklıkta donar.
YOĞUNLUK (BİRİM HACİM KÜTLE)
Maddelerin suda yüzmelerinin ya da batmalarının nedeni ağır ya da hafif olmalarından değildir. Ağır olan koca bir tomruk, su üzerinde yüzerken hafif olan küçük bir taş hemen batar. Bunun nedeni maddenin boyutlarına göre ağır ya da hafif olmasıdır.
Suda yüzme – batmanın tek başına kütle ya da hacimle ilgisi yoktur. Her ikisi ile birden ilişkisi vardır.
Cismin kütlesi büyük, hacmi küçük olursa batar.
Bir cismin suda batması için daha ağır olması önemli değildir. Maddenin yoğun olması önemlidir.
Suda batan madde, yüzen maddeden daha yoğundur.
Her maddenin yoğunluğu, 1 ml hacmindeki kütlesi tartılarak bulunur.
Maddenin 1 ml hacmindeki kütle miktarı yoğunluk ya da birim hacim kütle diye tanımlanır.
Her maddenin birim hacim kütlesi farklıdır. Aşağıdaki tabloda bazı maddelerin birim hacim kütlesi verilmiştir.Bunu hep birlikte inceleyelim.
Madde
Birim hacim kütle (g/ml)
Su
1
Hava
0,0013
Zeytinyağı
0,9
İspirto
0,8
Buz
0,9
Alüminyum
2,7
Bakır
8,9
Benzin
0,7
Demir
7,8
Gümüş
10,5
Altın
19,3
Genellikle maddelerin, sıcaklıkları arttıkça hacimleri genişler.
Maddelerin katı hâlleri sıvı hâllerinden daha yoğundur.
Su donarken yoğunluğu azalır, buz su üstünde yüzer.
YOĞUNLUK NİÇİN ÖNEMLİDİR ?
Tek katlı binalar yoğunluğu az olan ahşap, tuğla, kerpiç gibi malzemeler kullanılarak yapılabilir.
Çok katlı binaların yapımında kullanılan malzemelerde ise dayanıklılık, fazla yük taşıma gibi özellikler aranır. Bu nedenle çok katlı binaların yapımında demir, çelik gibi yoğunluğu fazla olan malzemeler kullanılır.
Uçakların kolayca uçabilmesi için uçak yapımında demir yerine alüminyum kullanılır. Çünkü yoğunluğu demirden az olan alüminyum, ayrıca demire göre daha hafif ve daha dayanıklı bir maddedir.